Şu an Londra’dayım. Ali ve Mike uyuyorlar, saat sabah 2:50. Dışarıda inanılmaz bir rüzgar var, eski binamızın camları kırılacak gibi.
Daha dün sabah Amerika’dan geldik diye çok fena bir jetlag yaşıyorum. Uyumak için telefonumda okunabilecek her şeyi okuduktan sonra Feedly aplikasyonunu açıp takip ettiğim bloglara göz attım. O sırada bu bloga ve eski yazılarıma da denk gelip bir okudum, bir şeyler daha yazasım geldi.
Ne yazsam diye düşünürken bir süre önce aklımı kurcalamış olan bir konuya değinesin geldi. Bir kaç sene önce günümüz filozofu Alain de Botton’un romanını okuyordum (Orjinal adı ‘The Course of Love’, Türkçeye ‘Aşk Dersleri’ olarak çevrilmiş). Kitap bi çiftin tanışmadan önceki hayatıyla başlıyor, daha sonra tanışmaları ve yaşadıkları aşk evrelerini anlatıyor. Her bölüm Alain de Botton’un 1-2 paragraflık yorumuyla bitiyor (kitapta bu kısımlar italik). İşte bu bölümlerden birinde fark ettiğim bir şey oldu.
Bölüm çiftin aşık olmasını anlatıyor. Her şey beklenildiği gibi; ilk heyecanlar, ilk buluşmalar, ilk ‘seni seviyorum’lar vs. Sonra Alain de Botton’un yorumu geliyor (keşke kitap elimde olsa da yazsam, aklımda kalan ana fikri yazmaya çalışacağım); birine aşık olduğumuzda gözümüz hiçbir şeyi görmüyor ve aslında bu his sayesinde biriyle evleniyoruz. Bunu okuduktan sonra düşündüm. Bana da aynen böyle olmuştu. Sadece Mike’la olan ilişkimde değil, tüm ergenlik ve gençlik ilişkilerimde. Ama özellikle evlilik konusunda. Yani aslında evlilik kararı sanki hayatımızın o dönemi bir uyuşturucu etkisindeyken verilmiş gibi.
Şimdi bana çok uzak gelen bu his nasılda aslında tam yaşanılması gereken zamanda yaşanmış. Önceliklerim nasıl da bir anda değişmiş, nasıl bir zamanlar bu kadar farklıymış (Çocuğum olduktan sonraki kısımdan bahsetmiyorum, o baya büyük bir değişim ve tabiki öncelik kavramı alt üst oluyor. Ben kitabı okuduğumda henüz Ali yoktu ki). Şok olmuştum bu satırları okuduğumda bir zamanlar ne kadar gözümün körleşmesinden, ne kadar herşeyi sadece Mike’la yapma hissinin olmasından mesela, ne kadar diğer insanların o zamanlarda ikinci planda olmasından. He bir de bu bahsettiğim 1-2 hafta değil, en az 1-2 sene böyleydi.
Etrafımdakileri gözlemlediğimde de bu sürecin yaşandığını gördüm. Özellikle kendimden küçüklerde. Çok ilginç değil mi? Nasıl ki annelik hissi gelir derler, insan kendini hazır hisseder derler, bu da öyle bir şey. Geri kalan vaktinizi beraber geçireceğiniz insanı bulmaya çalışırken / bulunca da böyle bir his geliyor demek ki, bir bulut gibi sarıyor etrafnızı. Sonra dinamikler yeniden değişiyor. Anne babanızı eskisinden daha sık görmek, onlarla plan program yapmak istiyorsunuz. Sonra aileniz, arkadaşlarınız geri geliyorlar kapladıkları değerlerle.
Sanki fotoğrafın önünde siz ve diğer kişi var, fotoğraf onlara odaklanmış arka planı flulaştırılmış. Sonra fotoğraf sahibi bu efekti beğenmemiş, geri almış, çift hala orada ama arkadakiler de gözüküyor. Bu sırada bir de bakmışsınız evlenmişsiniz. Öyle işte.