Herkese merhabaa,

Fotoğraflarımdan gördüğünüz üzree geçen haftasonuBrightonadlı bir şehre gittik. Ulya, Melis, Mike, ben. Ulyanın bir arkadaşı orda okuyo, Emrecan. O bizi gezdirdi. Arkadaşlar çok güzellll. Hiç İngilterede değilmişiz gibi oldu. Bi sürü küçük şirin güzel restauranı var. Kocamaaaaan bi sahili var ve insanlar hala yüzüyodu!!  Ya çok güzeldi. Keşke bizim okul burda olsa dedim. Fırsat buldukça oraya gitmeye karar verdim. Ama burda gezilcek çok çok yer var. Gezmek istediğim yerler:

-İngiltere

-İskoçya

-İrlanda

-İzlanda

-Isvec

Bu 5 ‘i’ bileşenime gidebilcek miyim bilmiyorum ama çok çok istiyorum.

Derslerim başladı, bi kaç önemli ödevim var ama boğulmuyorum. Burdakilerin altyapısı benim kadar iyi değil, Türkiyedeki eğitim kalitesini bir kez daha görebildim. Pek bişi bilmiyolar bu yüzden dersler benim için az biraz sıkıcı geçiyor. Ama ödevler güzel, güncel. Çok komik bi pazarlama grubum var: ben, bi yunan kız, bi alman kız, bi nijerya asıllı ama alman kız, bi ganalı kız. ahahaha. Çok komik gerçekten ve bugün onlarla toplantı vardı, sonra Ulya, Berker, Melis ve Melisin bölüm arkadaşları Wates adlı restoranımsı barımsı yerdeydiler onların yanına gittik marketing ekibimle. Baya komikti. Şimdi de odama geldim ödevlerim var onlara bakıcam.

Geçen hafta hava çok çok güzeldi. İstanbulda havanın bi anda soğuduğu günlerden bahsediyorum ammaa tabi ki bgün yine kasvetli ingiltere havası gün yüzüne çıkaraktan bizi mutsuz etti. Olsun en azından bugün yağmur yok.

Her 2 günde bir odamı topluyorum ama 30 dk sonra eski haline dönüyor. Tabiki benim de suçum vardır da herkesin çat kapı gelmesi de bunu etkiliyor. Bi anda kapı çalıyo hoop Ulya. sonra hooop diğerleri. Geçen annemlerle skypedan konuşuyoduk Jerry geldi ahaha çok sevmiş ailemi öyle diyo. Sonra Ulya geldi. Bu arada Ulya, Melis, Berker ve Mike uzakta kalıyolar benden. Sierra, Jerry ve diğer insancıklar biz daha yakınız. Ama bizim mutfak daha eğlenceli olduğundan herkes hep buraya geliyor.

Aaaaa size komik bişi anlatıyım. Bi akşam (cuma galiba), gece 2-3 gibi sesler duydum. Sierra gelmiş biriyle konuşuyodu. Neyse dedim. Sonra Sierranın sesini duydum biriyle konuşurken (çok geveze hiç susmuyo) sandım ki ailesiyle fln konuşuyo. Neyse. Sabah (cumartesi sabahı) biz trendeyken (Brightona giderken) Sierra aradı. Meğer bi arkadaşının ev partisine gitmiş bi çocukla tanışmış ve çocuk odaya gelmiş falan. Detayları anlatmadan asıl olaya geçiyim. Sonra akşam Sierradan mesaj: ‘galiba Jerry dün birtakım sesler duydu benimle konuşmuyo’ ahahahaha. Meğer Jerry herşeyi duymuş ve napıcağını bilemiyo ya bi görseniz ben Sierra Jerry mutfaktayız benimle konuşuyo gayet rahat. Ama Sierra bişi sorunca sesi kısılıyo ve göz teması kesinlikle kuramıyo!! Sonra pazar akşamı ben çok öksürdüm bi ara. Pazartesi herkes mutfaktaydı sordum duydunuz mu öksürdüm diye. Jerry bile duymuş (3 oda yanımda). Bu demektir ki Jerry Sierrayı duymuş olabilir çünkü onların odaları karşılıklı :))

Jerry bu aralar moralsizdi ya, doğumgününü kutlayınca biraz iyi oldu da bu aralar yine depresif. Meğer İngilizcesi tam yetmiyomuş hocaların anlattıklarına, odasına gidip saatlerce okumak zorunda kalıyomuş. İstersen ben yardım ederim dedim yazık yaa. Aaaaa bi de pazartesi sabahları ortak dersimiz var Jerry, Berker ve Muratla. Sınıf 300 kişi fln. Neyse biz de odadan Jerryle yürüyoruz o günlerde. Yine yürüyoduk Jerry bi çinli arkadaşını gördü ve çocukla çince konuştu sonra ben de çocua ‘Nihao (merhaba)’ dedim. Çocuk benimle çince konuşmaya başladı hee yok ben bilmiyorum dedim de çocuk meğer beni çinli sanmış!!!!! Aahhahahaha

Hintli arkadaşlarımızdan bıyıklı ranjidt (Berkerle benim odalarımıza gelmeye çalışan), bizi yarın akşam için odasında bi partiye çağırdı ama ısrarla. Bakarız fln dedik kaçmaya çalışıyoruz sonra dün akşam düzgün hintli arkadaşımız Aniketten öğrendik kii onların haberi yokmuş!! Çocuk galiba sadece Berker ve beni çağırdı ve bizi odasında hapsedicek, çok korkuyoruz. O yüzden Mike a da gel dedik. O da gelcek gidersek, ne işimiz varsa orda anlamadım. Berker güleriz diyo da bilemedim.

Bizim okulda bi uzay merkezi var (daha önce söylemiş miydim hatırlamıyorum). Ben orda yerçekimi olmayan bi oda olduğu ve o odada uçabilecğeim hayali kuruyorum epeydir. Ve bunu arkadaşlarımla paylaştım. Bugün bu merakımıza daha fazla yenik düşemeyerek Ulyayla (yarım saat önce oldu bu) içeri girdik. Bütün koridorları gezerek o odayı aradık. O kadar garip bi yer ki her yerde laboratuarlar var, çok garip .ok teknolojik. Neyse en son dedik soralım. Bi çinli kıza sorduk, o bizi Jack adlı bi profesöre götürdü o da bizi Theo adlı birine yönlendirdi. Çinli kız Ulya ben, theo nun odasını aramaya başladık yerçekimi olmayan odada uçabilmek için!!! Bulduk Theoyu. Anlatamam ne kadar güldük. Asistan herhaldeo, bize diyo ki ‘Bi sn bi sn.. Siz buraya gerçekten yerçekimi olmayan bi odada uçmak için mi geldiniz?’. Biz de evet diyoruz ahahaha. Bütün asistanlar öğrenciler çıktılar gülüyoruz. Varmış bi yer ama micromilimetrik bi etkisi varmış ve biz tabi ki uçamazmışız, küçük objeer içinmiş. Ama ümidimi kaybetmedim. Bence var o oda ve bize söylemiyolar. Theo iyo ki ingilterede başka uzay merkezleri de var, oralara gidin orda vardır. Aahahahahahah.

İşte böyle günler geçiyor burda. Büün ödevlerim 15 ve 16 kasım teslim tarihli. Dolayısıyla bayram programımı henüz bilmiyorum (Amsterdama gelen gençler bu lafım size). Önümüzdeki günlerde netleşirse bişeyler konuşalım anlaşalım.

Hepinizi çok öpüyorum,

Ezo.