Aslında aklımda bir sürü post vardı. Geçen seneden beri. Mesela ‘baharda Michigan’, ‘yazın Michigan’, ‘sonbaharda Michigan’, aylık postlar… Ama işte insan üşeniyor bazen herşeyi bir araya getirmeye. En azından burada geçen hayatıma güzel bir kapanış olsun diye bir kaç son post daha yazmak istedim.
Bugün 2 Aralık 2015. 21 Aralık akşamı Elif buraya geliyor, sonra beraber 27 Aralık akşamı uçağa biniyoruz, 28’inde İstanbul’dayız (uçağımızda bomba olmazsa — too soon for this political joke?). Dolayısıyla ABD’de yaşamak anlamında 4 haftam kaldı. Tabi ki İstanbul’a geleceğim için çok mutluyum ama bir yandan da insan alışıyor be dostlar. Ben ki Surrey’deki korkunç yurt odamdan ayrılıp Londra’ya taşındım diye (!) 2 gece durmadan ağlayan, balayından dönünce yeni evimizde “ne saçma neden buradayım ki” diye yine 2 gece ağlayan, yaz stajım bitince ya da basit bir yaz / kış tatilim bitince ağlayan bir insanım. Eylül 2014’den beri burada bir hayat kurduk ve tabi ki buradan ayrılırken de ağlayacağım! Bu arada Eylül 2014’de İstanbul’dan ayrılırken de tabi ki saatlerce ağlamıştım. Hhaha. Neyse işte ilginç olan da gittiğin yere hemen alışman ve üzüntünü geride bırakman zaten. Daha önce de söylediğim gibi; “İnsan ölüme alışabiliyorsa bu kadar hızlı, bir şehir mi korkutacakmış gözünü? Peh.”.
Aralık ayı Noel, Noel alışverişleri, İstanbul’a dönmeden almamız gerekenler listesini toparlamak gibi aktivitelerle geçecek. Bu arada bilmeyenler olabilir diye; hamileyim, Mart 2015’de doğacak bir erkek çocuğu (ahahah) bekliyoruz. Ben 30. haftamın başında uçağa binip dönüyor olacağım, Mike ise bebek doğana kadar burada kalmaya devam edecek çünkü iş yerinde projesi devam ediyor. Sonra yanıma gelecek. Bu arada aşağıda birazdan değineceğim baby shower sebebiyle kat be kat artan bir “İstanbul’a gitmesi gereken eşyalar bütünü” var. Elif’in gelmesi bu anlamda da iyi olacak. Hem uçaktan korkan hamile ablasını, hem Pickle’ı, hem de binlerce eşyayı İstanbul’a getirmeye yardım edecek! Bir de burada 2. Noel’ini geçirecek, yine hediyeler alacak! Geçen sene Elif geldiğinde kar yoktu, umarız bu sene olur (ama çok sıcak geçecek bir Aralık olacakmış, kar için pek ümitlenmeyin dediler :( ).
Neyse Aralık ayını bir kenara bırakarak Kasım 2015’e bakalım. Kasım’da 3 önemli şey vardı; 1. Doğumgünüm, 2. Baby shower, 3. Thanksgiving (Şükran günü).
Doğumgünüm aile klasiğimiz olan gece 12’de pasta kutlamasıyla başladı. Tam da ailecek artık bu oldukça sıkıldığımız doğum günü rutininden kurtulduk diyorduk, Mike pasta çıkardı :D. Bu arada doğum günümde Chicago’ya gitmeye karar vermiştik, bunu bilen Tercio & Sercio çok tatlı bir çiçek göndermişler, buradan tekrardan teşekkürler :). Ertesi sabah Chicago’ya doğru yola çıktık (yaklaşık 3 saat). Chicago’da bir gece kaldık, ben maternity alışverişi yaptım, çok güzel hamilelik kotları aldım :D. Sonra güzel şeyler yedik (meşhur Chicago hot dog’u, Magnolia vs vs.). Akşam da daha önce annemlerle gittiğim çok tatlış bir restorantta yemek yedik. Ertesi gün (7 Kasım) hava soğuk ama güneşliydi. Sokaklarda yürüdük, gezdik, browninin ortaya çıktığı yer olan (1898 yılında!) Palmer House Hilton’da orjinal browniden yedik (daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz). Akşam yola çıkıp evimize geldik. Pazar günü (8 Kasım) ise bir aile yemeği yiyerek doğum günümü kutladık.








Baby shower’a gelince… Son zamanlarda ülkemizde baya bir moda olan Baby Shower aslında bir Amerikan geleneği. Bir ailenin -sadece- ilk çocuğu için yapılan, bebeğin ihtiyaçlarının anneye hediye olarak verildiği, deneyimli annelerin deneyimlerini paylaştığı, oyunlar ve yemeklerle yeni aile bireyini karşılama kutlaması gibi birşey. ‘Bridal shower’da olduğu gibi bu kutlamada da birinin sizin için bunu organize etmesi gerekiyor, öyle kendinizin organize edeceği bir şey değil. Michelle benimkini organize etmek istediğinde ilk başta çok istememiştim, insanların önünde hediye açmayı vs sevmiyorum diye. Ama sonra çok istekli olduklarını görünce tamam dedim. Mike’ın annesi, Michelle ve Rachel herşeyi ayarladılar. Bir de insanların hediye almasını kolaylaştırmak adına (bizim kültürümüze bence çok ters düşse de) registry yaptık. Böylece zaten hediye getirecek insanlar en azından ihtiyacımız olan şeyleri almış oldular.
Partiyi Mike’ın Chicago’dan yeni taşınan kuzeni Cat’in evinde yapmaya karar verdiler. Bana düşen sadece 14 Kasım’da saat 17:30’da orada olmaktı. Booking.com’dan tanıştığım arkadaşlarım Maria ve Natalie, ve Mike’ın ailesinin neredeyse tüm kadınları geldiler. Önce yemekler yendi, sohbetler edildi. Sonra neyse ki sadece 1 oyun oynandı (evet oyunları da sevmiyorum :) ). Oyunda 9 adet farklı bebek maması vardı, herkes tek tek koklayarak mamanın neli olduğunu bir kağıda yazdı. En çok bilene hediye verdiler (en çok 5 mama çeşidi bilinebildi). Bense 9’da 0 yaparak bebekler hakkında hiçbir şey bilmediğimi kanıtlamış oldum :D :D. Sonrasında ise hediyeler açıldı. Bir sürü bir sürü hediyemiz oldu! Michelle’in yaptığı hediye en çok hoşumuza gidenlerden biri oldu, bebeğe şekilleri yerlerine yerleştirmeyi öğreten tahtadan bir oyunda şekillerin altına buradaki ailemizin fotoğraflarını koymuş :).











‘Thanksgiving’e gelecek olursak… En sevdiğim Amerikan geleneklerinden biri Şükran Günü. Sebebi ise tamamen yemeklerle alakalı! Şükran Günü nedir diye daha önce anlatmıştım, bir daha anlatmaya üşeniyorum (unuttuysanız buraya tıklayabilirsiniz).
Perşembe günü, yani asıl Şükran Günü, Mike’ların aile dostu olan Marlar’ın evine gittik. Çok güzel yemekler yedik (hindi, patates püresi, mısırlı yemekler, yeşil fasulye, salatalar, bir sürü tatlı…). Sonrasında da 11’e kadar oyunlar oynadık. Bence çok güzeldi. Ertesi gün (Cuma) Mike’ın kuzeni Cat’in evinde geleneksel olmayan Thanksgiving yemekleri yedik, yine çok güzel yemekler vardı (sanırım benim için bütüm yemekler çok güzel şu sıralar). Burada da Mike’ın anne tarafından akrabalar vardı. Cumartesi akşamı ise Cat’in 40. yaş gününü kutladık. Bu arada Çarşamba günü de Ryan ve Michelle’le yemeğe gitmiştik. Böylece tam 4 gün üst üste görüşmüş olduk! :D.



Bunların haricinde Michigan Kasım geleneğini bozmadı ve yine kar yağdı! Geçen seneki gibi değil ama yine de 1-2 gün beyazlığa doyduk.




Geçen Pazar Grand Haven‘a gittik, Michigan Gölü yakınına. Çok güzeldi.




İşte Kasım 2015 böyle geçti.
Bu arada hamileliğimle ilgili bir kaç şey de yazayım. Şu an 26. hafta içerisindeyim. yani 14 haftadan az kaldı. Aslında bebeğin beklenen gününü yazınca sadece 95 gün kalmış!!! Hamileliğim iyi geçiyor. Haftada bir bire bir pilates dersine gidiyorum, hocam hamile pilatesini bilen biri. Kocaman bir karın taşımak evet yorucu ve konforsuz. Ama yine de iyi gidiyor. Bir tek sindirim çok zorlaştı ve gece uyumak (sadece yan yatabildiğinizi biliyor muydunuz?). 21 Aralık’ta ABD’deki doktorumla son randevum var, sonra İstanbul! Bu arada Michelle de hamile, ve onun bebeği de erkek ve o da Mart’ta geliyor! Mike’ın annesi bebeklere ikizler diyor :D.
[
](/media/2015/12/IMG_9563-e1449087687966.jpg) 
Son olarak 2 kitap önerisi; Tuğçe Tatari “Anneanne, ben aslında Diyarbakır’da değildim” ve Açık Radyo’nun “Biz Yaşarken”i… İlk kitap Kürt sorununu biraz daha yakından tanımak isteyenler için, ikincisi de artık aramızda olmayan bazı kıymetli insanların radyo diyaloglarının yazıya dökülmüş hali. Barkod okuma sistemiyle arada dinlenen şarkıları da dinleyebiliyorsunuz.
Hepinizi öpüyorum! Çok kısa bir süre sonra görüşmek üzere :)