Hem hamileliğim, hem de anneliğim süresince birçok konuyla ilgili bilgi almaya çalıştım; Kitaplar okudum, anne bloglarını araştırdım, deneyimli annelere sordum vs.
Ama bunlar büyük bir boşluğu kapatamıyordu; tamam anladım, her şey iyi de… Pratikte ‘nasıl yani?’. Hani böyle adım adım liste liste yazsa bir yerlerde her şey cuk diye anlayacakmışım gibi hissediyordum – hala da böyle hissediyorum.
Bu sebeple kendimce öğrendiğim ve deneyimlediğim konularda adım adım listeleme yapmaya karar verdim. Bebek ve çocuk gelişimi konusunda bir eğitimim yok, ama yüksek lisansım sırasında öğrendiğim en önemli şey bir çok kaynak okuyarak kendi yolumu şekillendirmek, geliştirmek oldu. Bu da böyle benim için; her şeyi araştır, kendi yöntemini oluştur.
DOĞUM ÖNCESİ
Bir bebek ne giyer?
İlk bebek alışverişine çıktığımda Amerika’da yapılacak Baby shower için alışveriş listesi hazırlıyordum. Dürüst olmak gerekirse sadece “çoooook tatlııı” dediğim şeyleri seçiyordum. Çünkü yine dürüst olmak gerekirse bir bebek tam olarak ne giyer bilmiyordum.
Etrafımdan gördüğüm ve okuduklarıma göre her annenin farklı bir yoğurt yiyişi var. Benimkisi şöyle oldu:
-
Doğumdan itibaren mutlaka atlet niyetine bir “onesie” yani çıtçıtlı bebek atleti giydirdim, giydirmeye de devam ediyorum. Benim sebebim teri çeksin falan değildi tabi. Şimdi bu bebek kusacak, üzerine bir şeyler dökecek vs vs. Bu sayede çantanda sadece ek bir minik tişört taşıman yeterli oluyor. Bir de nedense tüm bebek tişörtleri pantolonların içerisine özenle sıkıştırsan dahi durmuyor içerde. Bu atletler bebeklerin böbrek bölgelerini kapatıyorlar.
- Yazın bunların altına direkt bir şort giydirdiğim için daha tatlı üstler tercih ediyorum.
- Kışları ise bunlar sadece atlet görevi üstlendiklerinden düz beyazlardan kesin alın bir sürü.
- Bu atletlerin kolsuzları, kısa kolluları ve uzun kolluları mevcut.
-
Bunların üzerine havanın durumuna göre tişört, kazak, direkt kapüşonlu giydirebilirsiniz. Söylediğim gibi yaz aylarında bir şey giydirmenize gerek bile yok.
-
Alt ise mutlaka bebeğin rahatını düşüneceğiniz şeylerden oluşmalı. Birkaç kere “fashion statement” adına Ali’yi rahatsız ettiğim oldu tabi (özellikle kot kumaşı kesinlikle bebek dostu değil). Ama genel olarak eşofman altı tercih ediyorum. Yazları ise şort.
-
Kış ayında doğan bebek için, hastaneden çıkarken mont giydirmelisiniz. Ama montla ilgili şöyle bir problem var; araba koltuğuna bindirirken mutlaka montu çıkarmalısınız. Arabanın sıcağıyla o koltukta kan ter içinde kalıyor bebekler. Bu yüzden benim önerim çok tatlı olan ve genellikle hayvan postu gibi gözüken kalın tüm vücut astronot tulumları yerine, bebeğin ilk günlerinde ya bir mont ya da battaniye kullanmanız. Arabaya binip inerken bu tip tüm vücut tulumları fonksiyonel değil. Bunları yürüyüş yapacağınız zamanlarda giydirebilirsiniz.
-
Çorap konusu ise biraz sıkıntılı. Bütün ama bütün bebek çorapları bebeklerin bileklerini sıkıyor! İlk doğduklarında bir sorun yok, genelde miniminnacık oluyorlar zaten. Ama büyüdükçe çorap sorunu baş gösteriyor. Ben Ali’ye 8 aylıkken 1-2 yaş çorabı alıyorum, onları bile kesmek zorunda kalıyorum. Kesmek derken? Bileğini sıkmasın diye makasla çorabın üzerinden bir kesmekten bahsediyorum.
-
Şapka özellikle kış günleri için lazım. Kulakları çok üşüyor bebeklerin. Genellikle tatlı tulum setleriyle satılan şapkalar çok dar oluyorlar. Önerim ayrıyetten şapka almanız. Tekli satılanlarla bebekler daha rahat ediyorlar.
-
Eldiven ben hiç giydirmedim. Yeni doğan bebeklerde tırnaklarıyla yüzlerini kesmemeleri için giydirirler ama Ali de Leia da hiç sevmedi bunları.
-
Mayo konusunda da bir şeyler yazayım. Bebek, doktorunuz aksi bir bilgi vermediyse 3 aylıktan itibaren deniz ve temiz olduğunu bildiğiniz havuzlara girebilir. Bu aylar için -hatta 1 yaşına kadar- Türkiye’de mayo kolay kolay bulunmaz (özellikle erkek bebeklere). Bebek bezi üzerine takılan don şeklinde mayolar var bebek mağazalarında. Bunlardan alabilirsiniz. Ya da tüm vücudu saran (dalgıç kıyafeti gibi) mayolar var. Ben bunları hepsiburada’dan almıştım. Bez için ise Huggies gibi bir çok markanın havuzda takmalık bezleri var (Swimmers).
-
Ayakkabı → bebek yürüyene kadar ayakkabı da aslında tamamen ailelerin kendi hevesleri için alınan bir şey. Biz de tabi ki Ali’ye 3 çift ayakkabı almıştık (hatta daha doğmadan!). Ama gerçek şu ki; bebeğin ayakkabı giymeye hiç ihtiyacı yok – ve hatta muhtemelen ayağını saran bir şeyden nefret edecek. Biz yine de dışarı çıktığımız zamanlarda (6 aylık olduktan sonra) Ali’ye ayakkabı giydirmeye başladık. Her yere değil ama sadece özendiğimiz bir yere giderken. Onun haricinde çorap giyiyor. Bir de çorap kıvamında ayakkabılar var, ben Mothercare’den almıştım. Bunlar çocuğun rahatını da sağlayacaktır.
Bebek odasında ne, nereye gitmeli?
Bebek odası dediğimizde zaten temelde 3 şeyden oluşuyor; yatak, dolap ve şifonyer. Bu ana mobilyalara ek olarak dekoratif ürünler de var tabi.
Bebek odasıyla ilgili en büyük gözlemim şu oldu; bebek ilk 1 sene odasında çok da vakit geçirmiyor. Dolayısıyla bence bu ilk sene için odanın fonksiyonel olması daha önemli. Yani bebeğin tatlı kitapları için tatlı bir kütüphane yapayım diyebilirsiniz ama acelesi yok aslında.
Peki fonksiyonel olsun dedik; ne nerede olsun?
-
Yatak: Yatakla ilgili söylenecek çok bir şey yok. En önemli şey; bebek uyurken yatakta hiç bir şey olmamalı! Evet belki fazla pimpirik yapıyoruz ama ABD’de bangır bangır bunu söylemelerinin bir sebebi var. Bebek ilk aylarında, yataktaki battaniye ya da herhangi başka bir şey sebebiyle nefes alamaz pozisyona gelirse kendini kurtaramıyor, henüz o gücü yok. O yüzden yatakta sadece çarşaf olmasına, onun da iyice sarılmış olmasına emin olman gerek. Örtü yerine bebeği kundak yapmak ya da giyilen battaniyelerden satın almak en iyisi.
-
Yatağın üzerine dönence, çerçeve gibi şeyler koyulabilir. Bunları koyarken ben Ali’nin tam kafa hizasına gelmeyecek şekilde yerleştirmeye dikkat ettim. Biz Ali’nin kamerasını da beşiğine astık (çivi çaktık, kamerayı ona astık). Böyle bir durumda da kablonun kesinlikle bebeğin erişemeyeceği bir yerde olmasına dikkat edin.
-
Şifonyer: Ben kendi odamda vs. şifonyer hiç kullanmamış bir insan olarak şifonyeri sadece bez değiştirme ünitesi sebebiyle aldığımı itiraf ediyorum. Ama şimdi anlıyorum ne kıymetli bir şey olduğunu.
- Şifonyerin üzeri bebek bez değiştirme alanı olarak kullanılıyor. Burada biz değiştirme minderi, ıslak mendil, günlük kullandığı vitaminler (yatar pozisyonda ağzına dökmek çok daha kolay oluyor) ve kuru mendil (selpak kutu) duruyor. Aslında bezleri de bir kutu içerisinde üst kısımda tutabilirsiniz. Yani el altında olması kolay olacak şeyler bu üst tarafa gidebilir.
- Biz bezleri şifonyerin en üst çekmecesine yerleştirdik. Bezlerin yanı sıra burada ilk günlerde Ali’nin şırıngaları (emzirmeye yardımcı olsun diye ağzına anne sütü sıkıyorduk), masaj yağı, derecesi, tırnak makası, gaz çıkarırken kullandığımız omuz örtüleri gibi şeyleri koyduk. Şimdi (Ali 9 aylık) yine bezler ve artık çoraplar, şapkalar, atkılar duruyor.
- Bir alt katına ise her gün giydiği şeyleri koyduk. Özellikle ilk aylarda kusma, çiş – kaka kazaları, anne – baba acemilikleri çok sık yaşandığı için çıt çıtlı atletler ve tulumların elinizin altında olması hayat kolaylaştırıyor.
- En alt çekmeceye ise tüm müslin örtüleri, banyo havlusunu ve günlük kullandığımız battaniyeleri koyduk.
-
Dolap: E bunların hepsini şifonyere koyduysanız dolapta ne vardı? Dolaba 0-3 ay sonrası tüm kıyafetlerini aylara göre ayırarak koyduk. Asılacak özel şeyleri de yine dolaptaydı. Bir de ayakkabı, aksesuar gibi şeyler de dolapta duran şeyler. Yani kısacası evde geçen ortalama bir günde gerekmeyecek tüm eşyaları biz dolaba koyuyoruz.
-
Oda sıcaklığı: Bebek odası için önerilen sıcaklık değerleri 20-23 derece arasıdır. İtiraf etmek gerekirse kışın doğan bir bebek annesi olarak bu aralık bana biraz düşük gelmişti. Ama hem Amerikan Pediatri Derneği, hem doktor, hem de eve gelen hemşire aynı şeyi önerdikleri için kabullendim bu sıcaklığı (annem ve bazı aile büyükleri için çok zor oldu kabullenmek ama :D). Oda bu sıcaklıktayken genel geçer kural şu; siz ne giyiyorsanız bebeğe bir kat fazlasını giydirin. Bir de bebeğin burnuna dokunduğunuzda soğuk değilse üşümüyor demektir. Üşüyor diye düşünüp kat kat giydirmek doğru değil.
**Hastane bavulu **
Özellikle normal doğum yapma şansı olan anneler için olmazsa olmaz şey hastane bavulu. Ben hastane bavulunu 36. Hafta itibariyle hazırlamış, evin girişine koymuştum. Normal doğumla sezaryan arasındaki en büyük fark hastanede kalınacak 1-2 ekstra gün oluyor. O yüzden her iki doğum yöntemi içni de aslında benzer bir hazırlık süreci var. Ben kabin boyu (ama en büyük çeşidinden) bir bavul hazırlamıştım. İçine koyduklarım:
- 2 gecelik, 1 pijama seti, sabahlık (genelde gecelikler sabahlıkla satılıyor)
- 3-4 iç çamaşırı (sezaryan sonrası giyilen yüksek belli iç çamaşırları) ve çorap
- Emzirme sütyenleri ve emzirme üstleri (askılı üstler), emzirme önlüğü
- Lohusa tacı
- Banyo çantası (gerçi 2 gün banyo yasak ama sonrasında banyo yapıyorsun hastanede) — diş fırçası, macunu, şampuan, deodorant, tarak, yüz kremi, vücut şampuanı (bazı listelerde ped de yazar ama Acıbadem bana bunu da vermişti, doğum sonrası kanamaların oluyor), göğüs ucu kremi, makyaj malzemeleri.
- Terlik (parmak arası olmayan) — ayaklarınız üşüyebilir, çorabın üzerine giyilebilecek bir terlik daha iyi. Bir de ayaklarınız ayakkabılarına sığmayacak kadar şişmiş olabilir.
- Hastane çıkış kıyafeti (elbise ya da hamilelik pantolonu ve üstü).
- Bebek için: hastanede olduğu günlerde giymek üzere 3 set (atlet, tulum, çorap, şapka), battaniye (2-3), oto koltuğu. Hastane kıyafet de veriyor, bez ve diğer temel ihtiyaçlarını da. Yine de ben bez (0 – yenidoğan) ve ıslak mendil getirmiştim.
- Refakatçi için: Pijama, banyo çantası, iç çamaşırı, terlik.
- Bu arada hastanede kalacağınız günler için de bir aksiyon planı hazırlamış olmak iyi olabilir. Örneğin o günlerde başka çocuğunuz ya da evde hayvanınız varsa onunla kim ilgilenecek?
İLK GÜNLER ANNE
Sezaryan sonrası anne:
*Ben normal doğum yapmadığım için sezaryanla ilgili bilgileimi yazıyorum. *
Ilk gün ağrım var zannediyorsun. Ikinci gün of dün de neymiş diyorsun. Üçüncü gün hayata küsüyorsun. Sonraki bir hafta ağrılar devam. Benim tamamen iyileşmem 2 ayı buldu. İlk hafta sonrası ağrılarım yüzde 90 azalmıştı ama yine de ağır kaldıramıyorsunuz, bir çok hareketi yapamıyorsunuz vs.
Söylediğin gibi ilk gün ağrı en düşük seviyesinde. Epiduralın hala da takılı olmasının bir avantajı bu. Ikinci gün öğlene doğru epidurali çıkarıyorlar. İşte ağrılar o zaman başlıyor. Ağrı yoğunlaştıkça hemşireyi çağırıp ağrı kesici serum istedim sürekli. Bir de “bi ayağa kalkarsan hızlı iyileşirsin” diyorlar. İlk günün akşamı çok uğraştım ama yürüyemedim, sadece ayağa kalkabildim. İkinci gün 2-3 adım atabiliyordum. Üçüncü gün koridorda kısa yürüyüşler yapabiliyordum. Bir de önemli olan bir şey var; gaz çıkarmak. Ameliyat geçirdiğin için, vücudunun içerisinde hava kalıyor. Bunun için gaz çıkarmak işe yarıyor ama gaz çıkarmak o kadar zor ki! Acılar içinde gaz çıakrınca gerçekten rahatlıyorsun tabi.
Hastaneden çıkarken yine az ağrım vardı. Evde de ağrı kesici (Minoset) kullanmaya devam ettim. Bir süre ağır kaldıramadım ve oturup kalkarken dikkat ettim. Ama doğrusu arabada oturmak bile acı veriyordu. Sezaryan öncesi ve esnası çok güzel ve kolay bir yöntem olmasına rağmen sonrası sancılı. Söylediğim gibi tam olarak iyileşmem 2 ay sürdü.
40 gün boyunca dikişime iki krem kulandım; biri ağrı kesici, biri iz giderici bir kremdi. Ali’nin 40’ı çıkınca jinekoloğumu görmeye gittim. Dikişimin bir kısmı iyileşememiş iltihap olmuş, orada kısa bir operasyonla bu iltihaptan da kurtuldum.
Bu arada 2. aydan sonra spora başladım. Karın hareketleri hariç spor için bir sakınca yoktu. Doktorumun 4 ay sonrası her türlü sporu yapabilirsin demesine rağmen pilates sırasında dikiş bölgem hala daha acıyordu. 1 ay daha erteleyerek, 5. ay itibariyle karın kası da çalışmaya başaldım. Şimdi (doğumun üzerinden 9 ay geçti) dikişimin üzerinde hala hassasiyet var ama doğum öncesi rahatlığıma kavuştum.
Lohusa Sendromu
Duymuştum bu sendromu ama herkese olabileceğini bilmiyordum! Neden bana olmaz diyordum? Çünkü genel olarak hayatımda mutlu bir insandım, Ali doğduğunda etrafımda bir çok insan olacaktı, yemeğimi teyzem yapacak, yardıma annem koşacak, Elif ve arkadaşlarım günümü neşelendirecekti. Üstüne üstlük Mike evden çalışan bir eş olarak her ihtiyacım olduğunda yanımda olacaktı. Ama kısa sürede anladım ki bunlar hayatı inanılmaz kolaylaştıran şeyler olsa da, hormonlarımla hiç bir etkileşimleri yoktu. Ve lohusa sendromunun en büyük sebebi hormonlar.
Benim için bu dönem iki hafta sürdü. Sonraki iki haftada da azcık hissettim ama en yoğunu ilk 2 haftaydı (Özellikle ilk hafta). Genellikle ilk 1-2 hafta içerisinde azalarak bitse de bazı kadınlar için 1 sene bile sürebilen bir dönem bu.
Benim hissettiklerim şöyleydi:
“Bugün Ali tam bir aylık oldu! Güya bebeğin ilk haftalarını yazacaktım di mi? Yazamadım. Nedeni belli. Bu neymiş kardeşim böyle? Tamam zor olacak, uykunun kıymetini bil vs. tavsiyelerinden beklentilerim bu yöndeydi ama hormonların bu kadar işin içine gireceğini kimse söylememiş! Ben söylüyorum işte.
Hastaneden çıkıp eve geldik, o hafta çok ama çok zor geçti. Nedeni şöyle; birincisi emzirmeye alışma evresi var. Burada ‘ay çocuk çekebiliyor mu, memeye yapışabiliyor mu, acaba sütüm geliyor mu, geliyor da yeter mi bu çocuğa’ gibi bir sürü etken var. Benim sütüm geldi ama Ali hastanede hiç yapışamadı mememe. Bunun üzerine silikon başlık verdiler. Hala daha bununla emziriyorum. Hiç bir zararı yok, sadece bana ekstra iş oluyor onu yıka, tak vs. 4.5-5 kilo olunca onsuz emmeye başlar dedi hemşireler. Bekliyoruz :).
Bu Pazartesi Ali’nin 1 aylık doktor kontrolü var. İlk hafta Acibadem Fulya’dan Demet Hanım’a gittik. Doğduğunda doktoru o oldu Ali’nin. Ben kendi çocukluk doktorum Nesim’e götürmeye kararlıydım ama ilk kontroller için hastane doktoruna görünmekte bir zarar yoktu tabi. İlk kontrolde sarılığın arttığını söyledi Demet Hanım. Şöyle ki ateş ölçer gibi bir aletle sarılık derecesine bakıyorlar bebeğin. Ali’nin hastaneden çıkarken 7 olan değeri 13’e çıkmış. 18’in üzeri olursa riskli ama doktor yine de 3 gün sonra yine gelin dedi. Bu 3 gün içinse sarılığın yayılmaması için çok çok iyi beslenmesi lazım dedi. Bir de 3.470 gram doğan Ali, hastaneden çıkarken 3200’e düşmüştü. Bebekler doğum sonrası ağırlıklarının %10’una kadarını kaybediyorlar, bu normal. Normal olmayan bebeğin bu kiloları 10 gün içerisinde geri almıyor olmasıymış. Ali bu kontrolde 3240 çıkınca doktor biraz telaşlandı, ek mama verelim de dedi. Evet hormonların ilk etkisinden burada bahsedelim. Kadınlarda (benimle beraber doğuran diğer anneler de aynı şeyleri yaşadığı için genelliyorum burada) emzirememe ya da ek mamaya geçme bir “yetersizlik” hissi yaratıyor. Çok saçma değil mi? Sonuçta önemli olan bebeğin yeterli besinleri alarak gelişmesi. Ama yok, illa memeden emecek! Ben de doktora aynen böyle dedim;
Ben: Ben emzirmek istiyorum.
Doktor: Tamam o zaman sana 2 gün mühlet, sonra yine kontrole gelin, eğer kilo almadıysa sağıp anne sütünü biberonla veririz, o da işe yaramazsa (‘bazen sütün kalitesi iyi olmuyor’ da dedi !!!!) mama vereceğiz, yapacak bir şey yok.
Eve giderken yine ağlamaya başladım. Yine sözcüğüne dikkat! Hormonların bir diğer etkisi. Durmadan ağladım. İlk hafta her gün, ikinci hafta 2 günde 1, 3. Hafta 1-2 kere, 4. Hafta hiç. Böyle böyle azalıyor ama yine de nasıl bir ağlamaktı o. Bebeğe bakıyorsun, ne kadar güzel bir şey bu böyle diye ağlıyorsun, sonra sabah uyanıp bundan sonra hayatım böyle mi olacak diye yine ağlıyorsun. Bu dönemde sürekli evde olmak, bebeğe alışmak, düzeninin tamamen değişmesi gibi sebeplerle sanki hayatın bundan sonra hep böyle olacak gibi hissediyorsun. Sonra ilk dışarı çıkışınla bu hisler hızlıca azalmaya başlıyor.”
Eğer böyle hissederseniz / hissediyorsanız bebekle temiz havaya çıkmaya çalışın ve kendinize sürekli şunu hatırlatın: G-E-Ç-E-C-E-K!
Edit: İkinci bebeğim Leia’da, Ali’ye karşı duyduğum suçluluk, ona sanki yeteri kadar ilgi veremiyormuşum hissi bu iki haftamı etkiledi. Bu sefer ki lohusa sendromum nedense büyük çocuğuma yaşattığım korkunçluklar (!) üzerineydi. Ama o da geçti :).
İLK GÜNLER BEBEK
Yeni doğan bir bebeğin ilk bir haftası:
Hamileliğimde özellikle bu konuyla ilgili hiç fikrim yoktu dsem doğru olur. Hepimiz etrafımızda bir çok anne görüyoruz ama aslında 24 saat (evet 24) bir bebekle yaşamak nasıl bir şey hiç bilmiyordum. Normal ya da sezaryanla doğurmuş olmak tabi ki ilk günlerde bir şeyleri değiştiriyor. Sezaryanlı annenin bir de kendi vücuduyla mücadele etmesi gerekiyor mesela. O yüzden burada annenin kendi serüveninden ziyade bebekle neler yaşanıyor bunu yazmaya karar verdim.
- Hastaneden çıkarken siz ya da eşiniz ya da bir yakınınız çıkış işlemlerini hallederken siz toparlanıyorsunuz. Burada bebeğe ‘hastaneden çıkış kıyafeti’ diye tabir edilen daha önceden seçtiğiniz, itinayla hastane bavuluna koyduğunuz kıyafetleri bebeğe giydirmiş oluyorsunuz. Sonra bebeği daha hastane odasında araba koltuğuna yerleştiriyorsunuz. Bunu arabada değil öncesinde rahat bir ortamda yapmak en doğrusu. Çünkü maalesef bu bebek koltuğu ile ilgili hiçbir fikriniz yok ve bebeğin hayatı ile ilgili bir araçla uğraşırken acele etmek istemezsiniz.
- İşlemler tamamlanınca tüm eşyalarınız, hastane süsleriniz, hediyeleriniz, ıvır zıvırlarınız ve oto koltuğundaki bebeğinizle arabaya doğru ilerliyorsunuz. İşte bu anlar artık iyice ‘napıcam ben evde ya’ dediğin, sana 24 saat yardım eden hemşirelere de veda ettiğinizi anladığınız bir an oluyor.
- Eve geldiğinizde bebeğinizi nerede yatıracaksanız oraya koyuyorsunuz. Size inanılmaz yorucu gelse de unutmayın ki bu ilk günler bebeğin en çok uyuduğu zamanlar. Kıymetini bilin :) .
- Saat kaç olursa olsun önemli değil, dinlenin! Valla bunu klişe olsun diye yazmıyorum, bebek uyuyorsa hemen size de uzanın. Bırak eşiniz, anneniz, babanız, arkadaşınız, akrabanız yerleştirsin eşyalarınızı, toplasın evinizi. Siz sadece dinlenin.
- Tam gözünüzü kapattığınız o vakit bir ağlama sesi duyacaksınız. Evet işte orada ki o küçük minik şey sizin bebeğiniz ve size ihtiyacı var. Umarım siz benim gibi emzirme konusunda hiç sıkıntı yaşamıyor olacaksınız. Bu durumda bebeği emzirmek, eğer toksa altını değiştirmek, eğer uykusu varsa pışpışlamak gerekir.
- Amma velakin benim gibi emzirme ile ilgili problem yaşıyorsanız (hiç merak etmeyin; ilk kez çocuğu olanların yüzde 99uyla aynı şeyi yaşıyorsunuz) size hiç yalan söylemeden ilk haftanın şöyle geçeceğini söyleyebilirim:
-
Yaklaşık 1 saat emzirmeye çalışmak – 20 dakika bir meme, 20 dakika diğer meme. Bu arada bebek yapışabildi mi memeye sorusundan ziyade ‘bu çocuk durmadan uyuyor’ diyeceksiniz. Bu süreci en zorlaştıran şeylerden biri de bu; sürekli uyuyakalan minik bir bebek. Peki bebeği uyandırmak için neler yapabilirsiniz?
- Bebeğin çenesinin altını bir parmağınızla yukarı doğru iterek yutkunuyormuş hissi vermek
- Altını değiştirmek – bezi temiz olsa bile her zaman işe yarıyor
- Islak mendille ayaklarını, ellerini, başını silmek
- Ayakalarına masaj yapmak
- Gece ise ışıkları açmak
-
Emzirdikten sonra yaklaşık bir yarım saat gazını çıkarmaya çalışmak. Gaz problemi asıl 2. hafta sonrası kendini gösterse de, başlarda da bebeğin gazı çıkarılıyor. Bu noktada bu görevi bir başkasına vermeniz (eşinize mesela) hayatınızı çok kolaylaştırır. Siz bu sırada uyumaya çalışın.
- Gaz çıkarmak: bebeğin sırtına, belinden yukarıya doğru sertçe üst üste vurmak. Evet sertçe. Korkmayın canı acımayacak. Elini avucunu çukur yapacak şekle getir ve arka arkaya sertçe sırtına vur. Onun haricinde yüz üstü yatırmak (yatağa veya dize) da işe yarıyor.
-
Sonra uyutma kısmı geliyor. Bu arada herkesin size en fazla 2-3 saatte bir emzir dediği bir dönem bu. Yani bebek acıkma sinyalleri vermese de siz onu beslemek zorundasınız. Ve maalesef bu emzirmeye çalışma, gaz çıkarma ve uyutmaya çalışma kısır döngüsü sebebiyle 2 emzirme arası sadece en fazla o da 1 saate düşmüş olacak. Ama merak etmeyin o 1 saat bile size iyi gelecek. Bize gelen bir hemşireye göre anne hormonları o kadar güçlüymüş ki 10 dakikalık uyku 1 saate bedelmiş bu dönemde.
-
Söylemeye çalıştığım şu ki bu zorlu geçen emzirme seansının yorgunluğu daha üzerinizdeyken bir sonraki başlayacak. Ve bu günde en az 8 kere tekrar edecek. Unutmayın, bütün anneler aynı şeyi yaşadılar, yalnız değilsiniz, ve tünelin sonunda ışık var!
-
İlk dışarı çıkma:
İlk dışarı çıkma genellikle bebeğin doğumunu takriben ilk bir haftada oluyor. Bu aslında bebeğin ilk doktor ziyareti olacak. Aynı hastaneden çıkarkenki gibi bir prosedür izliyorsunuz. Yani yine bebeği giydir (arabada oturacağı için mont giydirme), oto koltuğuna oturt.
Tek fark şu olacak artık bir de kocaman bir bebek çantası taşıyacaksınız. Bu çantada şunlar olmalı:
- Yedek kıyafetler (ben hep en az 2 set taşıyordum)
- Bez ve ıslak mendil
- Battaniye / müslin örtü
- Emzirme önlüğü
Bunların yanı sıra dışarı çıkacağınız zamanlarda bebeğe bebekler için özel olan güneş kremi sürmeyi unutmayın! Bebeklerin cildi çok hassas, güneş görünce hemen kızarabiliyorlar.
Doktor randevusu:
İlk doktorunuz hastanede doğum yaptığın esnada nöbeti olan çocuk doktoru olacak. Sonraki randevuları da (özellikle ilk hafta randevusu) bu doktordan alıyorsunuz; hastaneler bu randevulardan herhangi bir ücret de almıyorlar. Tabi bu esnada kendi seçtiğiniz / seçeceğiniz doktoruna direkt götürebilirsin bebeği.
Çocuk doktoru dedin mi her annenin ihtiyacı farklı. Kimi detaylıca çocuğunu konuşmak isterken kimi sadece aşı yaptırmaya doktora gitmek ister. Bu noktada etrafına sorup, gerekirse bir kaç doktor denemek en iyisi (Oldu da doktordan memnun olmazsanız hiç düşünmeden değiştirin. Hiç strese gerek yok).
Bu arada ilk doktor randevusunda doktorun önemsediği iki şey var:
- Hastaneden çıkarken bebekler doğum kilolarınının %10’una kadarını kaybediyorlar, bu normal. Normal olmayan bebeğin bu kiloları 10 gün içerisinde geri almıyor olmasıymış. Dolayısıyla bebeğin kilo alımına bakılıyor. Buna göre bana ve bir çok arkadaşıma doktorlardan mama önerisi geldi. Mama vermeyi tercih etmezseniz doktorunuzla pazarlık yapmanızı öneririm :).
- Bir de derece gibi bir aletle bebeğin sarılık değeri (bilrubin değeri) ölçülüyor. Değerin 18’in üzerine çıkması riskli diye kabul ediliyor. Riskli derken korkulacak bir şey değil. Sarılıktan bahsetmek gerekirse:
“Yenidoğan sarılığı yeni doğmuş bebeklerde kanlarındaki bilirubin miktarının artması neticesinde görülen bir çeşit sarılıktır. Doğumdan sonraki ilk haftada her doğan bebeğin kanında az veya çok derecelerde mutlaka bilirubin miktarında artış gözlenmektedir. Yenidoğan sarılığı, hayata yeni başlamış bebeklerde en sık görülen sıkıntılardan birisidir. Normal doğan bebeklerin %60’ında görülürken erken doğan bebeklerin %80’inde görülebilmektedir.
Yenidoğan sarılığı doğumdan sonraki 2. veya 3. gün gözlenir ve bir hafta ile 10 gün arasında yok olur. Sarılığın kaybolması en son yüz ve boyun ve de onu takiben göz aklarında olur. Prematüre veya düşük kilolu doğan bebeklerde hastalığın belirtileri 4. ile 6. günler arasında ortaya çıkabilir.
Bilirubinin kandaki normal oranı yeni doğmuş bir bebekte 1–2 mg/dl’dir. Bu değer 5 mg/dl’yi geçtiğinde sarılık gözle farkedilebilir bir duruma gelir. İlk belirti bebeğin göz akındaki sararmadır. Bilirubinin kandaki miktarı ile vücuttaki sararmanın oranı ve gözlendiği bölgeler ilişkilidir:
I – Bilirubin oranı 5 ile 8 mg/dl arasında ise baş ve boyun bölgesi sararır.
II – Bilirubin mikarı 8 ile 10 mg/dl arasında ise gövdenin üst bölümü sararır.
III – Bilirubin miktarı 10 ile 13 mg/dl arasında ise gövdenin alt kısmı sararır.
IV – Bilirubin miktarı 13 ile 16 mg/dl arasında ise kol ve bacaklar sararır.
V – Bilirubin miktarı 20 mg/dl civarında ise eller ve ayaklar sararır.”
Bizim doktorumuzun söylediğine göre değerlerin 18’i aşması durumunda Ali’ye Fotoreapi yani ışık tedavisi uygulanacaktı ancak gerek kalmadı. Bunun da çok olağan bir prosedür olduğunu öğrendik bu arada. Ben sarılık değerleri artmasın diye Ali’yi daha sık emzirdim ve batıl inanca uyarak yatağına sarı bir bez koydum :) (ya da sarı renk giydirebilirsiniz).
Bebek uymadığı zamanlarda ne yapar?
Güzel bir soru değil mi? Yenidoğan bir bebek günün 18 saatine kadar uyuyabilir (14-18 saat arası uyurlar). Yani aslında günün en fazla 8-10 saatinde bebek uyanık olur.
Bu 8-10 saat maalesef geceye de denk gelebilir :D. Şaka bir yana Ali en fazla 2 saatlik bloklarda uyanık kalıyordu. Aşağıda bebeklerin yaşlarına göre ne kadar uyanık kaldıklarının ortalama bir tablosu var.
How do you figure out how long your baby should stay awake?
Baby AgeTime between NapsNap Duration6 Weeks – 3 Months1 hour – 1 hour 45 minutes30 minutes – 2 hours3 Months – 6 Months2 hours30 minutes – 2 hours6 Months – 9 Months2-3 hours1-3 hours9 Months – 12 Months3 hours1-2 hours
Buna göre yenidoğan bir bebek her 1-2 saatte bir 30 dakika ila 2 saat arası bir uyku uyur. Yani bizim tecrübe ettiğimiz gibi bebeği uyumuyorken en uzun 2 saat göreceksiniz. Bu 2 saatte bebek uyumaktan çok da farklı şeyler yapmayacak olsa da genel hatlarıyla şöyle;
- Boynunu tutamadığı için ya birinin üzerinde olacak ya da yatar pozisyonda olacak. Bu zamanlar için ana kucağı çok işinize yarayacak. En azından bebek kucağınızda olmadan ve yatağından farklı bir yerde etrafını izleyebilecek.
- Ben ilk hafta sonrasında Ali’yi 1-2 dakikada olsa balkona çıkarmaya başlamıştım. Dışarıya özellikle de güneş ışığına çıkmasını öneren bir çok yazı okumuştum.
- Egzersiz / oyun halısının üzerinde ilgisini çekecek oyuncaklar (özellikle sesli / hareketli olanlardan) varsa eminim onun üzerinde yatmak da ilgisini çekecektir.
**BEBEK BAKIMI **
Emzirme
İşte hamileliğim esnasında ‘neden bu kadar büyütülüyor ki’ dediğim şu malum konu. Emzirmek bir çok kadın için “çok doğal, hemen yapıştı mememe” kıvamında olsa da benim için öyle olmadı. Emzirmek bence ÇOK zordu. Edit: İkinci bebekte çok kolaydı :).
Yaşayacağınız zorlukların yanı sıra bunca yılın mahalle baskısı, okuduğunuz tüm kitaplar ve alt üst olan hormonlar yüzünden “emzirememek = yetersizlik” denklemi oluşturuyorsunuz kafanızda. Emzirmek müthiş bir şey ama sizin ve bebeğinin sağlığı en önemlisi. Emziremiyorsanız yetersiz değilsiniz, önce bu düşünceyi kafadan atalım.
Ama herhangi bir sorun yoksa (tiroid gibi), yılmadan denemeye devam edin. Evet ilk zamanlar çok zor olabilir ama inan 2-3 ay sonra iyi ki zorlamışım diyeceksiniz.
Bebek doğmadan önce emzirme ile ilgili yazılar okudunuz, eğitimlere gittiniz, her şeyi anladınız, ve hazırsınız. Ama bebeği doğurduğunuz andan itibaren neler oluyor? Ne zaman emzirmeye başlıyorsunuz? Ve ne kadar emmeli bu çocuk?
Şöyle:
-
Ben Ali’yi sezeryanla doğurduğum için, onu ameliyat odasında görüp dokunduktan sonra ikinci kez tam 1 saat sonra gördüm. Hemşireler bebeğin şeker oranının düşük olduğunu o yüzden mama verdiklerini söylediler ve dünya başıma yıkıldı! Okuduğum her şey sakın mama vermeyin, bebek doğduktan sonra 3 gün aç durabilir, aman sakın derken benim güya “emzirme dostu” hastane hemşirelerim mamayı vermişti bile! Sinirlenemedim de, ya ihtiyacı varsa bebeğimin diye.
-
Sonra Ali’yi getirdiler, bir ‘emzirme deneyelim’ dediler. Evet aynen böyle dediler. Ben biraz gerildim. İşte emzirmenin en kötü anıları bunlardı benim için. Şöyle düşünün odada bir hemşire, bir kaç yakınınız var. Ve kollarınızı havaya kaldırıp hemşirenin memenizi acıtarak sıkmasını, ve sıkıncı süt çıkmasını bekliyorsunuz.
- Ben odada olmasını istediğim insanlara pek laf edememiştim ama gerekirse siz edin! Bu sizin için zorlu bir an olabilir ve bunu herkesle paylaşmak istemeyebilirsiniz.
-
Aman ha öyle bildiğimiz beyaz bir süt beklemeyin. İlk günler saydam renkte miniminnacık bir sıvı çıkacak. İşte bu “kolostrum”. Yani annenin bebeğine verdiği ilk süt. Doğumdan sonra neredeyse ilk bir hafta bu süt çıkıyor memeden. Süt beyaz değil, yoğun kıvamda ve sarı renk oluyor. Bu süt bebek için çok önemli.
- İçerisinde yüksek oranda protein ve bebeğinize bağışıklık kazandıran “immünoglobulin” maddesi var. Bebeğin dünyadaki ilk ilacı olarak düşünebilirsiniz. Bu sebeple sütüm gelmiyor diye düşünmek yerine, bırakın bebeğiniz denesin üzerinde. Bir damlası bile ona iyi gelecektir.
-
Neyse gerçek deneyime geçelim. Hemşirenin memeni sıkmasında kalmıştım. İnek gibi yatarken siz, biri memenizi sıkıyor işte. Korkunç bir manzara değil mi? Sonra da bebeği alıp memenize yapıştırıyorlar. İkinci çocukta ne fark olacak derseniz, ben kendim alıp bebeğimi mememe koyacağım, zaten doğa o kadar inanılmaz ki bebek bilecek ne yapacağını. Böylece o stresli anlara hiç gerek kalmayacak. Ama tabi hemşireler de deneyimsiz anneye yardım etmeye çalışıyorlar, bir suçları yok. Günde kaç kişiye aynı uygulamayı yapmak zorunda kalıyorlar bir düşünün. Tabi ‘anne bebek arasında bir bağ olmalı, emzirmek özel bir an’ gibi söylemler fasafiso oluyor.
-
Diyelim ki bebek emebildi, ne mutlu size! Bebeklerin doğar doğmaz mideleri küçücük. Ama küçücük bebeğin sadece doymak için istemeyecek memenizi. Orada rahatlayacak, kendini güvende hissedecek. O yüzden bebek ne zaman isterse emzirin’ der bir çok kaynak. Kabaca söylemek gerekirse -bebeğe bağlı olarak- her 1.5-3 saat arası emer bebek.
- “Bebeğim 3 saatir uyuyor onu uyandırmalı mıyım?” ı google’layan kaç kişi vardır kim bilir. Evet uyandırın.** **
- Bebeğim ne kadar süre emmeli? Yeni doğanlar için altın kural her memede 20 dakikadır. Bebek bu sürenin çoğunda uyuyakalabilir, bebeği uyandırarak emmesine devam ettirin.
-
Emzirirken ne giymeli? Emzirme sütyeni, kolayca aşağı indirebileceğiniz bir askılı, ya da düğmeli bir üst / gecelik. Özellikle sütün gelmeye başladığı zaman sütyen ve emzirme pedi ikilisine başlayın. Yoksa süt kıyafetlere akmaya başlıyor. Ben lansinoh marka pedleri kullandım (Ali 7 aylık olunca kullanmayı bıraktım). Bu pedler günlük kullanılıyor, sonra çöp. Bir de yıkanıp uzun süre kullanılanları varmış ama ben denemedim, bir de onu yıkamakla uğraşamazdım.
-
Emzirme yastığı müthiş bir icat. Müthiş. Mutlaka alın, kullanın. Yarım ay şeklindeki bu yastığı belinin etrafına koyuyorsun, bebeği de üzerine. Emzirmenin bir dezavantajı sırt, bel, boyun ağrıları. Bu yastık bu ağrıları en aza indiriyor. Bebek çok küçükken bu yastığın üzerine bir yastık daha koyabilirsiniz ki daha yüksekte kalsın (daha az boyun ağrısı).
-
Emzirmek ile ilgili en en en güzel kaynaklar:
- Meşhur “Tomris’in Emzirme Notları”na bir göz at: https://bebekyapimbakimonarim.blogspot.com.tr/2013/02/tomrisin-emzirme-notlar-1-merhaba.html
- La Leche League Türkiye’nin websitesine mutlaka bir bak: http://www.lllturkiye.org/2011/07/bebegim-yeterince-sut-alyor-mu.html
-
Oldu da emziremediniz. Bunun bir kaç sebebi olabilir: Sütünüz gelmiyorsa → burada sütün gerçekten gelmiyor mu’yu anlamaya çalışmak lazım.
-
Sütünüzün gelip gelmediğini anlamak için sağma yapabilirsiniz. Bir çok kaynak özellikle ilk 1-2 ay için emzirmenin yanı sıra pompa ile sağma yapmayı önerir. Sadece sütünüz gelmiyorsa değil, sütünüzü artırmak için de. Çünkü süt ne kadar “içilirse” o kadar kendini yeniler. Yani sütü artırmanın yolu bebeğin emmesidir. Ama bebek ilk doğduğunda henüz yeterince güçlü olmadığı için, pompa bu noktada sana yardımcı olup süt kanallarını boşaltacaktır. Ben ilk 2 ay hastane tipi pompa kiraladım, sonrasında ise elektrikli pompa satın aldım. Evde bir de manuel pompam var. Bunları hala kullanıyorum. Artık sütümü artırmak için değil, ek gıdaya başlayan Ali diğer şeyleri yerken hem dolan göğüslerimi rahatlatmak, hem de süt miktarını azaltmamak için süt sağıyorum.
-
İlk 2 ay ise Ali’yi emzirdikten hemen sonra her göğsümü 10’ar dakika sağıyordum. Özellikle geceleri insan üşeniyor ama bunun iki yararı var: (1) süt artıyor, (2) bu sağdığın sütlerle geleceğe yatırım yapıyorsun. Sütleri eczaneden alacağın “süt saklama poşetlerine” dökün, tarih ve miktarı not edin. Sonra atın buzluğa. 6 aya kadar saklanabiliyor. Ve mesela uyumak istediğinizde, veyahut kız arkadaşlarınızla dışarı çıkmak istediğinizde eşiniz ya da anneniz ya da bakıcınız bu sütleri ısıtıp bebeğe biberonla verebilirler.
- Buzluktan çıkan sütü ısıtmak için bir kapta su kaynatın ve poşeti olduğu gibi içine koyun. Süt sıvı hale geldiğinde poşeti açıp biberona döküp bebeğe verebilirsiniz.
- Süt oda sıcaklığında 3 saat, buzdolabında 3 gün; buzlukta 3-4 ay; derin dondurucuda 6 ay saklanabilir.
-
Ne kadar süt gelmeli? İlk sağımınızda 30 CC bile olmayacaktır. Ama bu oran giderek artacak. Herkeste değişiklik gösterse de bebeğin ihtiyacı her emzirmede yaklaşık 90 CC kadardır. Ortalama rakamlara bakacak olursak;
- İlk 3 gün iki saatte bir 60ml, toplamda 450–600 ml,
- 6.haftaya kadar her öğünde 60–150 ml, günde 7–8 öğün, toplam da 450-900ml.
- 6 hafta- 4 ay her öğünde 120–180 ml, 6 -7 öğün toplamda 700-1000ml
- 4 -6 ay her öğünde 150–210 ml, ortalama 6 öğün ve 700-1200ml
- 6- 9 ayda, katı gıdalarla birlikte 5ö ğün. Ortalama sıvı alacağı miktar 1000-1400ml olabilir. Kaynak: https://www.benimgibi.com/yazar-yazilari/bebeklerin-bakani/bebegim-gunde-ne-kadar-anne-sutu-almali
-
-
Eğer sağmanıza rağmen ve emzirme kampı (Google: Tomris’in Emzirme Kampı) yapmanıza rağmen sütünüz gelmediyse mutlaka bir kan testi yaptırın. Tiroid gibi bir problem olabilir.
-
Sütünüzün gelmesine rağmen bebek meme ucuna yapışamıyorsa silikon uç kullanabilirsiniz. Ben bu sorunu yaşadığım için bana hastanede silikon uçlardan vermişlerdi. Özellikle içe dönük ya da düz meme ucunuz varsa (ben de bu problem yoktu ama yine de Ali yapışamıyordu) bu uçlar çok faydalı. Ben ‘acaba bebeğim silikon uçtan sonra mememi kabul edecek mi’ diye düşünüyordum. Bana hemşireler beben 4.5-5 kiloya ulaştığında uca artık ihtiyaç olmaz demişlerdi. Aynen de böyle oldu, Ali 4.5 kiloya ulaştığında artık kendisi direkt memeden süt içebiliyordu.
-
Peki bebek yeterince doyuyor mu? Eğer;
- Günde 6 defadan çok çiş ve 3-4 defadan çok kaka yapıyorsa (aslında çişli bez sayısı daha önemli),
- Günde sekiz kereden fazla emiyorsa,
- Emerken yutma sesini duyuyorsanız,
- En önemlisi ilk 10 günün sonunda doğum kilosuna ulaşmışsa (Ali’nin 3 hafta sürdü ama en azından kilo alma eğilimi varsa diyelim),
- İlk ay içinde günde 15-30 gram veya daha çok kilo alıyorsa sütünüz yeterli ve bebek doyuyor demektir.
-
Beslenme sonrası (emzirme ya da mama) kusma olabilir. Bebekler fazla gelen yemeği dışarı çıkarmayı severler. Her beslenme sonrasında bebeği biraz kucağında tutarak (direkt yatırmayarak) ve yatağının baş kısmını hafifçe yükselterek (yastık veya yatağın altına koyacağın dergiler, kitaplarla) bu kusmaları azaltabilirsiniz.
Not: Eğer bebeğin kilo alımı az ise ve fışkırarak kusuyorsa doktora danışmak gerekir.
- Kusmanın yanı sıra Ali her beslenme sonrası hıçkırıyordu. Bebeklerin anne karnında hıçkırmaya başladığını göz önünde tutarsak yenidoğan bebeğin bu kadar hıçkırması da normal aslında. Yani hıçkırık diyaframın kasılması ile oluşan doğal bir reflekstir. Herhangi bir tedavi, çözüm gerekmez. Bebeğin rahatsız olduğunu görürseniz emzirmeyi deneyebilirsiniz (6 aydan büyük bebeklerde su verilebilir).
“Yeni doğan bebekler de ise özellikle ilk aylarda sıkça ama 1 yaşa kadar da zaman zaman görülen hıçkırık, normal bir refleks olup; bebeğin doyduğunu,midenin büyümesi ve sindiriminin gelişmesinin yolunda gittiğinin de göstergesidir. Genellikle de beslenme sonrası midesi dolduğunda, gazı iyi çıkarılmadığında, hava yuttuğunda, ani sıcaklık değişikliğinde, heyecanlandığı zamanlarda görülebilir. Halk arasında da hıçkırdığı zaman söylenen” içi genişliyor” sözü de bir bakıma doğrudur. Çünkü anne karnında da bebeğin 4. ayından itibaren başlayan hıçkırık, ilk solunum hareketidir ve doğduktan sonra hıçkırması kalp ve akciğerlerin de gelişmesine yardımcı olur.Bebeklerin rahatsızlık duymadığı hıçkırık çoğunlukla ebeveynleri rahatsız eder, bazen bebek hıçkırık sebebiyle uykuya geçemiyorsa yutkunmasını sağlamak diyafram kasının ani spazmını geçirir. Geçmediği durumlarda parmağınızı limona sürerek bebeğinize tattırın, hiç bilmediği böylesi ekşi, ani bir tat şoku yaşamasına sebep olup , bir saniye nefesini tutar ve diyaframın spazmı açılır, böylece hıçkırık geçer.”
Bez bağlama
Yok artık dediğinizi duyar gibiyim. Demeyin. Tabi ki hepimiz teoride nasıl bez bağlanır biliyoruz ama iş pratiğe geldiğinde bez bağlama konusunda ne kadar deneyimsiz olduğumuzu anlıyoruz. Bir kaç not ile anlatmak gerekirse:
- Bebek doğar doğmaz hastanede bezlenmeye başlıyor, dolayısıyla yanınızda bez getirmenize gerek yok.
- Anne baba olarak ilk bez değiştirmeniz hastanede oluyor. Eğer sezeryan ile doğum yaparsan bu iş eşinize kalacaktır.
- Bez markası: İlk bebeğinizde hep en iyisini almak istersiniz, biz de bu sebeple Prima Premium ile başladık. Daha sonra diğer markaları da test ettim ve hala aynı markada ısrarcıyım. Diğer markalarda özellikle gece uykuları sonrasında sızmalar oldu. Prima Premium’da hem hiç sızma yaşamadık, hem Ali’de herhangi bir alerji yapmadı, hem de ön yüzünde bulunan sarı çizginin bebeğiniz çişini yaptığında maviye dönmesi oldukça fonksiyonel.
- Günde en az 8 bez diye düşünebilirsiniz. Hele ilk günlerde daha da fazla olabilir. Çok sık kaka yapıyorlar bu dönemde (Bir yenidoğanın günde 8-10 kez, hatta daha çok kaka yapması normaldir).
- Bez bağlamada bilmeniz gereken en önemli şey “cırtlı taraf arkaya gelecek”.
- Bebeğiniz erkek ise bazı kazaları yaşanacaktır. Bez değiştirirken çiş kazalarına dikkat.
- Alt silme ise kız ve erkek bebeklerde farklı. Erkek bebeklerde sadece kaka sonrası ıslak mendil kullanılıyor (Kız bebeklerde bez değiştirme sonrası).
- Pişik kremi sadece gerçekten pişik varsa öneriliyor. Biz daha hiç kullanmadık.
- Bebek bezi numarasını ne zaman artıracağım? Bebek doğduğunda 0 (sıfır) numaralı bezden kullanacak. Bu bezi çok kısa süre kullanıyorsunuz. Sonra 1 numaraya geçiyorsunuz. Bebeğin normal kilosunda doğduysa 3-6 kilo arası bebekler için önerilen 2 numaraya da 2. Ay itibariyle geçebilirsin. Biz Ali 3 aylık olduğunda 3 numaralı beze geçmiştik bile. Burada önemli olan bebeğin rahatlığı. Şimdi 8 aylık, hala 4 numara kullanıyoruz.
Tırnak kesimi:
Al işte Ali’den önce hiç bilmediğim konulardan biri daha. Aslında hayvan sahipleri için çok uzak bir konu değil. Hele evde kendiniz kesiyorsanız hayvanınızın tırnaklarını. Çok sinir bir durum. Hayvan durmaz, kaçmak ister, siz bir yandan kaçmasın diye onu sıkı sıkı tutarken bir yandan da canını acıtmadan tırnaklardan kurtulmaya çalışırsınız. İşte bebeğin tırnağını kesmek de aynen böyle.** **
İlk günlerde bebeğin tırnakları çok yumuşak olacağından dişinizle bir ucunu yakalayıp çekip koparmak kesmekten çok daha kolay gelecek. Ancak bir süre sonra tırnak kesmek gerekiyor (çünkü bebekler yüzlerini gözlerini çizmeye başlıyorlar). Burada en önemli şey sabırla ve yavaş yavaş kesmek. Acele etmek çok tehlikeli olabilir (evet itiraf ediyorum ben bir kere -ama sadece bir kere- Ali’nin bir parmağını kanattım).
**Banyo **
-
Bir bebek göbek bağı düştükten sonra banyo yapabilir. Göbek bağı düşene kadar bebeklerin ıslak bir bez ile silinmesi önerilir (ki bence buna bile gerek yok). Göbek bağı genellikle doğumdan sonra 2 hafta içinde düşer. Eğer 3. haftanın sonunda hala düşmemişse doktora danışmakta fayda var. Ali’nin göbek bağı tam 7. günde düşmüştü.
- Bu arada göbek bağına herhangi bir ilaç, krem vs. kullanmaya gerek yok. Sadece kuru ve temiz tutulması gerekiyor. İşte bu yüzden göbek bağı düşmeden banyo yapılmaz. Tek dikkat etmeniz gereken şey bezin göbek bağına kaka ve çiş bulaşmayacak şekilde ve göbek bağı bezin dışında kalacak şekilde bağlanması.
-
Bebeğin ilk banyosu için bu konuda tecrübeli birinin yanınızda olması çok iyi olur. İnsan o kadar küçük bir şeyi yıkamaya korkuyor.
-
Bebek küveti bana hediye geldi. O zamanlar küçük mü olsun büyük mü, katlanan mı açılan mı diye çok kafar yormuştum ama çok da önemli değilmiş. Bebek büyüdükçe sizinle duşa almaya başlıyor, küvet kısmı biraz daha eğlenceye dönüşüyor. Sadece ilk günler rahat etmek için ergonomik bir model seçilebilir.
-
Ali’nin ilk günlerinde banyo prosedürü bizim evde şöyle gelişti:
-
Banyoda bebek küvetinii ve ayrıyetten bir kovayı suyla doldurduk. Suyun sıcaklığını dirsekle konttol etmemi söylediler bana. Ne çok sıcak ne çok soğuk olacak su. Tabi daha spesifik olmak isterseniz banyo termometresi kullanabilirsiniz.
-
Ali’nin odasının sıcaklığını biraz artırdıktan sonra yere bir havlu serip üzerine küveti koyduk. İçine de Ali’yi. Bizim küvetin içinde yenidoğan oturma alanı olmadığı için küvet süngeri (Mothercare) koyduk içine. Ben etrafımdaki tecrübeli annelerden duyduğum için Mustela şampuan almıştım, bu şampuanla Ali’nin hem vücudunu hem saçını sabunladık. Diğer kovadan da durulama suyunu döktük.
- Dikkat edilmesi gereken en önemli şey kulağına çok su kaçırmamak ve su yutmamasına dikkat etmek.
-
Daha sonra Ali’yi kucağımıza alarak (amerikan topu duruşu gibi) vücudunun arkasını da sabunladık ve duruladık.
-
Banyo sonrasında Ali’yi önce müslin bezlerden birine sarıp sonra havlusuna koyup kuruladık. Müslin bez ıslaklığın kabasını aldı.
- Bu arada Ali ya banyo esnasında ya da hemen sonrasında çişini yapmayı çok severdi, bu yüzden bir süre sonra banyo sonrası bezini oldukça hızlı takmaya başladık :D.
-
Şimdilerde Ali bizimle duşa giriyor. Küvet süngerini yere koyup Ali’yi üzerine oturtuyoruz. Böylece kaymasını engellemiş oluyoruz. Haftada 1-2 kere de küvetini doldurup suda banyo oyuncaklarıyla oynuyoruz.
SEYAHAT
Uçak yolculuğu
Bir diğer üzerinde bir çok yazı olan ama adım adım ne yapacağımızı bilemediğimiz bir konu; bebekle ilk uçak yolculuğu. Evet normal seyahatlerinizden oldukça farklı bir deneyim olacak ama gözünüz korkmasın, ön hazırlığınızı iyi yaptığınız sürece bir problem yaşamazsınız.
-
Bilet alma: Bilet alırken kişi sayısına artık bir de bebek / infant ekliyorsunuz. Bebeğiniz 2 yaşına gelene kadar kucakta seyahat ediyor. Havayolu şirketleri bebekler için cüzi bir bilet ücreti alıyorlar. Kısa süreli uçuşlarda bebeğiniz kucağınızda seyahat ediyor ancak uzun uçuşlar için bebek yatağı (basinet) talebinde bulunabiliyorsunuz. Bunun için biletinizi satın aldıktan sonra çağrı merkezini aramanız gerekiyor. Siz talebinizi girdikten 24 saat sonra bir cevap alıyorsunuz. Biz Amerika uçuşlarımızda bu talebi çağrı merkezine bildirik, daha sonra 24 saat içerisinde arayıp onay aldık.
- Uçuşunuza 6 aydan uzun süre var ise talebinize red geliyor. Bu durumda uçuşunuz yaklaşırken tekrar arayıp talebinizi yenileyin.
- Genelde 3 sırada bebek yatağı takılabiliyor. Bu yüzden talebinizi girmek için aradığınızda bu koltukları mutlaka ayırtın (IST-Chicago uçuşunda 11. Sırayı ayırttık). En azından koltuklarınız bebek yatağı takılabilen yerlerden ayrılmış olur.
-
Check in: Uçuşunuza 24 saat kala online check-in yaptırdıktan sonra havaalanına normalde gittiğinizden yarım saat daha erken gidin. Özellike Türkiye’de giriştede güvenlik bulunmasını göz önünde bulundurun. Eskiden güvenlik için sadece laptopunu hazırlaman gerekirken şimdi bebek arabasını parçalara ayırmanız gerekiyor! Eğer tek başına seyahat edecekseniz, bebeği bir güvenlik görevlisine verip siz Xrayden geçiyorsunuz (Bebeği vermek istemezseniz beraber kenardan geçip el yoklaması isteyebilirsiniz). Yanınızda biri varsa önce biriniz geçip kenardan bebeği alabilirsiniz.
- Bebek arabasını havaalanı içerisinde eşya taşımak için kullanmak isteyebilirsiniz. Biz havaalanına mutlaka Ergo bebek taşıyıcıyı (kanguru) da getiriyoruz. Özellikle pasaporttan geçilecekse bebeği taşımak daha kolay oluyor.
-
Uçağa verilecek olan bebek arabası ve parçaları: Bebek arabasını uçağın girişinde teslim edip, varış noktasında uçaktan iner inmez alıyorsunuz. Check-in sırasında bebek arabasına “kapıda verilecek” diye bir bagaj etiketi yapıştırıyorlar.
- Genellikle bebek arabası için büyükçene bir poşet veriyorlar. Ama maalesef bu low-cost hava yollarında yok. Siz yine de check-in sırasında poşet verip vermediklerini sorun. Biz her yere hem bebek arabamız (iki parçadan oluşuyor) hem de araba koltuğu ile gittiğimiz için toplamda 3 parça ile uçağa gidiyoruz. Bunların hepsinin bir poşete konması iyi oluyor.
-
Uçağa giriş: Uçağa girmeden önce bebeğin altını değiştirin. Bir de uçak çok sıcak ya da soğuk olabildiği, bir sıcak bir soğuk olabildiği için bebeği bir kaç kat giydirmenizde fayda var (atlet, pijama, çorap, yedek pantolon, yedek atlet, yedek tişört). Hemen hemen tüm havayolları bebekli yolculara öncelik vererek business class ile beraber uçağa davet ediyor. Tek başınaysanız ya da çok eşyanız varsa bu öncelikli giriş işinize gelebilir. Ancak bebeğin yaşının büyümesiyle uçakta sıkılma ihtimali de artacaktır. Bu yüzden eğer yanınızda biri varsa önden gidip eşyaları yerleştirmesi, sizin çocuğu mümkün olduğu kadar oyalayarak son anda uçağa girmeniz akıllıca olacaktır.
-
Kalkış: Kalkış ve iniş için havayolları bebek kemeri verirler. Bu kendi kemerine geçirilen minik bir kemer. Bunu bebeğin etrafından dolayıp takmanız gerekiyor. Bunun yanı sıra kalkışta hepimizin kulakları basınçtan tıkanır ya, bebeklere de aynı şey olur. Bu sebeple kalkışta bebeği emzirmek ya da emzik / biberon vermek gerekir.
- Bebek uyuyorsa, aç değilse, emzik kabul etmiyorsa parmağınızı damağına koyup emme hareketi yapmasını sağlayın.
-
Uçuş esnasında yapılacaklar biraz da uçuş süresine bağlı;
- Kısa uçuşlarda Ali hep uyudu! Uçağın motor sesi bebekleri otomatik olarak uykuya sürüklüyor.
- Uzun uçuşlardaysa bebeği oyalamak gerekiyor. Bunun için yanınıza bebeğin dikkatini dağıtacak oyuncaklar alın (ses çıkaranlar özellikle). Biz hiç bir şey bulamazsak su şişesi sallayarak Ali’yi oyaladık. Bunun yanı sıra arada bir kalkıp bebekle uçak turu yapmak da gerekebilir. Uyku düzenini ise aynen devam ettirmeye çalıştık, 2-3 saatte bir uyuyorsa yine öyle devam ettik.
-
İniş: İnişte aynı kalkış gibi kulak basıncını kontrol etmen gereken bir zaman. Uçuş sırasında da, inişte de kendi kulağınızın tıkandığı herhangi bir anda hemen bebeğin emme refleksini başlatın (yine emzirme, emzik, biberon ya da parmak ile).
-
Bagaj alma: Uçaktan inerken bebek arabanızı aldınız ve bagaj alanına doğru gidiyorsunuz. Bagajı almaya gitmeden önce size tavsiyem bebeğin altını kontrol etmeniz. Nedense Ali her uçak yolculuğunda havada kaka yapmayı kendine görev edindi. Elinizde bavullar varken yapmadan önce eliniz boşken bebeği rahatlatmak en iyisi.
Araba yolculuğu:
Ali’yle araba yolculuklarımız ilk 3 ay inanılmaz rahat geçti. Tek dikkat etmemiz gereken gözüne güneş gelmesini engellemekti. Tabi oto koltuğunu her zaman kullandık ve her kullandığımızda tüm güvenlik önlemlerini aldığımızdan emin olduk. Ali ilk aylarda oto koltuğunda uyumayı çok seviyordu. Sonrasında ise biraz sıkılmaya başladı. Bebekle araba yolculuğunda dikkat edilmesi gerekenler kabaca şunlar:
- Oto koltuğunun bazının iyice sıkı bir şekilde takılmış olduğunu kontrol edin. Bazı yoksa emniyet kemerli bağlama için tüm kontrolleri yapın. Burada önemli olan şeylerden biri emniyet kemerini koltuktan geçirdikten sonra kemerin kitli olduğundan emin olmak (kemeri çektiğinizde gelmeyecek, kilitli olmak bu demek. Bunun için önce emniyet kemerini sonuna kadar çekmek gerekiyor. Sonra emniyet kemeri gidebildiği yere kadar gidip kendini kitliyor).
- Bebeği yüzü arabanın arkasına bakacak şekilde oturtun.
“Now both the AAP and the National Highway Traffic Safety Administration (NHTSA) recommend children face backward until they outgrow their seat. That means most children should remain in a rear-facing car seat until they’re at least 2 or 3 years old.”
- Koltuğa oyuncaklı bir ayna takmanızı şiddetle tavsiye ederim. Bebek hem etrafını izleyebiliyor, hem de sıkılmamasını sağlayan bir hareket oluyor hep gözü önünde. Üstüne üstlük siz de dikiz aynasından bebeği görebiliyorsunuz.
- Bebek emzik reddetmeyen bir bebekse araba yolculuklarında da emzik hayat kurtarıcı olabiliyor.
- Uzun araba yolculuklarında bebekler susayınca her seferinde durup emzirmek yerine yanınızda biberon ve süt getirebilirsiniz. Böylece durmaya ya da bebeği koltuğundan kaldırmaya gerek olmadan bebeğin susuzluğunu giderebilirsiniz.
- Bebeğin sevdiği, onu sakinleştiren bir oyuncak varsa bunu yanınıza almayı unutmayın. Ali için bu bazen zürafa çıngırağı olurken bazen de su şişesi olabiliyordu. Sabit ses çıkaran bir şey genellikle ilgilerini çekiyor.
- Özellikle uzun yolculuklar için, bebeğin ağlaması kesilmediğinde hızlıca yanına gidebilmek için arka koltukta boş bir alan bırakmak akıllıca olacaktır.
UYKU
*Not1: Bebekler sırt üstü uyumalıdır. Uykuda yaşanabilecek ölüm risklerinin en az olduğu uyku pozisyonu budur. Ancak bebeğiniz büyüdüğünde yüz üstü uykuya geçebilirsiniz. Bunun avantajı bebeğin daha uzun süre uyumasıdır. *
Not2: Bebeğin yatağında hiçbir şey olmaması gerekir. HİÇBİR ŞEY. Sadece bebek. Sakın örtü gibi bir şey kullanmayın. Özellikle ilk aylarda bebekler bu örtüleri ağızlarına götürebilirler – bu da boğulma riski yaratır.
İlk doğduklarında bebekler hep uyurlar. Hatta bebeğin ilk bir haftasına balayı fazı dendiğini okudum bir kaç yerde. Çünkü bebek uyur. Bebek uyurken siz de uyursunuz. Ama 20. Gün itibariyle gaz probleminin de hayatınıza girmesiyle geceler gündüzlere karışmaya başlar. Sanki bebek gece ve gündüzü bilmiyor gibi gelir. Aslında bir kaç gün üst üste bebeğin yeme-içme ve uyku alışkanlıklarının notunu tutsanız bebeğin bir tutarlılık içinde olduğunu görebilirsiniz.
Bebek yeni doğan fazını bitirdiğinde, yani 3 aylık olduğunda, artık çok daha rutinli bir hayatınız olacak (Tabi ki bebekten bir yetişkin dakikliği beklememek lazım. Bahsettiğim yaklaşık saatlerde yaklaşık davranışlar ve hareketler.). Bir bakacaksınız ki bebeğin gece uykuları gündüz uykularından çok daha derin. Ancak şunu unutmayın; bebekte bugün işe yarayan şey yarın işe yaramayacak. Bugün işe yaramayan ise yarın işe yarayacak. Dolayısıyla bu süreç iki tarafında sürekli öğrendiği bir dönem olacak.
Uyku konusunda komik olan şu; ilk 1-2 ay bebeğin kilo alması lazım. Bu yüzden uyuyan bebeği uyandırıp yemek yedirmeye çalışmakla geçiyor vakit. Sonrasında ise uyuyan bebeği uyandırmamak, uyumayan bebeği uyutmaya çalışmakla. Ve bunu genellikle yemek yedirerek başarmaya çalışıyorsun :D.
İlk 2 aydan sonra geceleri bebeği uyandırmanıza gerek yok. Akşam uyku saatinden önce son kez bezini değiştirin, emzirin ve uyutun. Uyandıkça emzirin. Kaka yapmadığı sürece sabah kadar bezini değiştirmeyin.
Biz Ali 4 aylık olduğunda uyku eğitimi vermeye karar verdik. 4 günde Ali’yi güzel bir rutine alıştırabildik. Burada önemli olan bebeğin alışkanlıktan mı yoksa gerçekten bir ihtiyacı için mi uyandığını anlamak.
*İpucu: eğer bebek her gece aynı saatte uyanıyorsa bunun alışkanlık olma ihtimali çok yüksek. Bu noktada bebeği emzirmek yerine pışpışlayarak tekrar uyutmaya çalışmak en iyisi. *
Tam ‘oh ne güzel, gece 1 kere kalkıp emiyor’ derken… Dişleri çıktı! Dişleri çıkınca ne oldu peki? Düzeni bozuldu, çünkü dişleri kaşındı, onu uyutmadı vs vs. Sonra 1 aylığına Amerika’ya gittik. Yine alt üst oldu düzeni. Amerikada’yken yüz üstü uyumayı öğrendi (6 aylıktı). İlk başta hiç sevmedi ama sonra hemen alıştı yüz üstü uyumaya.
İpucu: Ellerini birini sırtına birini poposuna koyarsan bir süre sonra sakinleşip uyuyorlar.
Amerika’dan döndükten sonra, Ali 7 aylıkken kendi odasına taşındı. 7 ay boyunca geceleri bizim odamızda, pack and play’de uyudu. Gündüzleri kendi odasında, kendi yatağında uyuyordu. Artık geceleri de kendi yatağında uyuyor.
Şu an 9 aylık Ali. Ve biz uyku eğitiminin meyvelerini yiyoruz. Akşam 7’de son yemeğini (ya anne sütü, ya yulaf + anne sütü) yiyor ve 19:00-19:30 arası yatağına koyuyoruz. Uyuyakalması uzun sürmüyor. Sonra 12’den önce ben bir kez daha emziriyorum (eğer bebek hala uyuyorsa bile; buna rüya emzirmesi deniyor). Sonra gece 3.5-4 arası bir kez emiyor. Bir daha sabah emziriyorum. Aralarda uyandığında Mike gidip pışpışlayarak uyutmaya çalışıyor (anne yüreği dayanamayıp hemen meme verme eğiliminde, eşler ise bu konuda daha akılcı).
*İpucu: Gündüz düzenli uyuyan bebek gece daha rahat uyur! Gündüzleri bir sabah bir öğlen bazen bir öğleden sonra uykusu uyuyor. Sabah 1 saat, öğlen 2 saat, öğleden sonra ise 45 dakika civarı (ya da sabah 1.5, öğleden sonra 1.5 saat). Uyku uykuyu getirir dedikleri doğru sanırım. *
Uyku eğitiminde tam ‘başardık’ diyorsunuz ama bebeğinizin dişi çıkıyor, ya da bir tatile gidiyorsunuz tüm sisteminiz alt üst oluyor. Yine de uyku eğitimi her zaman verilebilen bir şey. Yılmadan denemeye devam!