Gri bir Londra gününden herkese merhaba!

Günlük hayatımda genelde çok planlı bir insan olmasam da, majör konularla ilgili kafamda hep bir plan oldu. Mesela üniversitede Erasmus’la Avrupa’ya gitmek, yurtdışında yüksek lisans yapmak, 26 yaşında evlenip 28 yaşında anne olmak hayatımda istediğim şeylerden bir kaçıydı — bunların hepsi de gerçekleşti. Sonrasında Mike’la olan hayatımda 2 sene Türkiye, 2 sene ABD, sonrasında Londra diye plan yapmıştık. İşte şimdi geldik planların o Londra kısmına…

İkimiz de İngiltere’de okumuş olmamıza rağmen okul sonrasında çalışma vizesine başvurmamıştık. Dolayısıyla geri gelmek için önümüzde 2 seçenek vardı; 1) İş bulup sponsorlukla gitmek, 2) Ankara Antlaşmasıyla şirket kurarak gitmek. İlkiyle çok fazla bir yere varamadık, ve Kasım 2016 itibariyle Ankara Antlaşması için gereken şirket kurma kısmının planını hazırlamaya başladık. 6 Ocak’ta vize randevumuz vardı, 21 Ocak’ta vize sonucu geldi; bana Ankara Antlaşması ile şirket kuran Türk vizesi, Mike ve Ali de “dependent” vize çıktı. *Bu arada Ankara Antlaşması süreci ile ilgili sorularınız için bana mail atabilirsiniz; ezgiplace@gmail.com *

Gelelim sonraki kısma… Ankara Antlaşması vizesinin öncesi meğer ne kolay, sonrası da ne karışıkmış. Vizenin şartlarından biri bir ay içerisinde İngiltere’ye giriş yaparak oturma izni kartlarını teslim almak. Biz de Mike, ben, Ali Şubat başında 3 günlüğüne Londra’ya gelip işlerimizi hallettik. Bu 3 güne Mike bir iş görüşmesi de sığdırdı. Sonra arada İsviçre’ye bebek ziyaretine gittik, İstanbul’a döndük. Ev tutma, banka hesabı açma, muhasebeci tutma gibi binlerce iş birikince bu sefer Ali’yi 2 günlüğüne annemlere bırakarak Mike’la ben tekrar Londra’ya gittik. Ben 2 gün kalıp İstanbul’a döndüm, Mike Londra’da geçici olarak (1 aylık) tuttuğumuz evde kaldı. Ve bu arada o 3 günlük Londra günlerinde gerçekleşen iş görüşmesinden olumlu dönüş oldu ve Mike 13 Mart’ta Kinetic Londra’da işe başladı.

Biz Ali’yle bir süre İstanbul’da takıldıktan sonra, 22 Mart’ta annem, ben ve Ali Londra’ya Mike’ın yanına geldik. Ali uçakta tam bir canavara dönüştüğü için (ilk 9 ay uçak yolculuklarının hepsinde mis gibi uyuyordu halbuki) annemin gelmesi çok iyi oldu. ‘Little Venice’ bölgesindeki geçici evimizde annem 3 gün kaldıktan sonra döndü ve Mike, ben, Ali İngiltere’deki yeni hayatımıza başlamış olduk.

Aslında anlatacak çok şey var ama bakalım ne kadarını yazmaya takatim olacak. Başta şunu söylemek istiyorum ki Londra’ya taşınmak hayatımda yaptığım en zor şeydi. 13 aylık aşırı yaramaz ve hareketli bir Ali, evden çalışmasına bu kadar alışmışken tekrardan 9-6 işe dönmüş olan Mike, ve kendini yalnız hisseden ve ne yapacağını bilemeyen, kendini amaçsız hisseden ben. İşte aynen böyleydi her şey – hala da böyle :D. Bu arada şirket kurmanın getirdiği bir ton devlet ve banka işini de katın bu karışıma… He bir de uzun dönemli ev bulma buhranı.

Neyse ki evi bulmamız çok zor olmadı. Biz İstanbul’dayken Mike’ın gezip beğendiği bir eve teklif verdik, kabul edildi. Baktığımız bölge Hampstead’di, ‘genç aileler için Londra’da yaşanılacak en iyi yerler’ google araması sonucu bulduğumuz, kocaman bir parkın yamacında bir semt. Ama tabi evi benim hiç görmemiş olmam bizi (evet Mike’ı da ahahah) biraz korkutuyordu. Evde kiracı olduğu için taşınmamız 9 Nisan Pazar gününe kaldı. Biz bu sırada Little Venice’deki evi uzattık (neyse ki bunda sorun çıkmadı). Sonra 7 Nisan akşamı babam geldi, hem Ali’yi görmeye hem bize yardım etmeye ve 8 Nisan’da öbür evi toplayıp, 9 Nisan’da yeni eve geçtik.

Hiç yalan söylemeyeceğim öbür semte çok alışmışım meğer. Evin tam arkasında Ali’yle gittiğimiz bir park vardı, çok merkezi bir yerdeydik, Hyde Park’a çok yakındık vs vs. O yüzden bu eve gelmek beni biraz sıktı. Sokağın öbür eve çok daha sakin, hareketsiz olması, Ali’yle şipşak yürüyebileceğimiz bir park, yeşillik görememek gibi sebeplerden ötürü üzüldüm başta. Bir de evin yarı mobilyalı olması (mobilyaların çoğunu sevmiyorum), 1800’lerden kalma bir bina olmasından kaynaklanan eskilikler, camların yüksek olması ve sokak yerine bahçelere bakması (!) vs de canımı sıkmadı desem yalan olur. Dolayısıyla bu taşınma işi zaten sıkkın olan canımı bir nebze daha sıkmıştı o ilk günlerde.

Babam gittikten sonra Ali’yle tekrardan bir düzen kurmaya çalıştık. Neyse ki etrafta minik bir kaç park bulduk, bir kaç kere Belis’le görüştük, arada bir büyük parka gittik (aşırı güzel bir park olmasına rağmen gidişi ve dönüşü yokuşlu olduğu için çok yoruluyorum, Mike’ın çalışmadığı günler gitmek daha güzel oluyor). Markete, mahalleye alışmaya başladık.

Sonra zaten tekrar İstanbul’a geldik oy vermek için. Ali’yle ilk kez tek başıma uçağa bindim. Uçak 22:15’te olduğu için uyur diye düşünmüştüm ama yatma saatini 3 saat geçiren Ali cin gibi ayaktaydı bütün uçuş boyunca. Bir şekilde idare ettim ama inince nasıl bir mutluluk geldi size anlatamam :D. Ali’yle ben 10 gün kaldık İstanbul’da, Mike son 2 güne dahil oldu. Sonra 23 Nisan Pazar akşamı üçümüz geri geldik.

Bu hafta içerisinde eksik olan mobilyalarımızın bir kısmı geldi. Ev daha eve benzemiş olsa da, hala daha bir çok eksiklik var. Yavaş yavaş bunları da tamamlamaya çalışıyoruz. Ali’yle gittiğimiz bir park gününde biriyle tanıştım, 14 aylık bir kızlaydı, annesi sandım. Baya sohbet ettik sonra anladım ki meğer annesi değil bakıcısıymış, arada bir gündüzleri bakıyormuş kıza. Bizim yaşlarımızda tatlı bir kadındı. Onu ilk “babysitter”ımız olarak ayarladık ve ilk kez önümüzdeki Çarşamba günü Mike’la Ali’siz dışarı çıkacağız. Mahallenin güzel restoranları var, uzaklaşmamak için onlardan birine gidelim diyoruz. Eğer bir problem olmazsa ve kadına içimiz sinerse her hafta bir gün böyle kaçarak en azından biraz Londra’nın keyfine varmak istiyoruz. Gitmek istediğimiz bir çok yer var ama Ali’yle zor tabi :D.

Onun haricinde Ali için bir sürü aktivite var civarda. 3 gündür diş çıkarma sebebiyle halsiz, iştahsız bir Ali’yle karşı karşıya olduğumuz için çok bir şey yapamadık ama mesela burada bir spor salonuna yazıldık, yüzmeye gitmek istiyorum Ali’yle. Eve yakın iki kütüphanede 0-2 yaş bebek aktiviteleri oluyor. Bugün kendini iyi hissederse oraya götürmek istiyorum Ali’yi. Bir de bir çok “soft play area” var. Bu da iç alanlarda bebekler için yumuşak oyun alanı. Hava yağmurlu olduğunda böyle yerlere gideriz. Biraz daha yerleşince ve Ali birazcık daha büyüyünce müzelere de gideriz, hem zaten hepsi bedava :D.

Son olarak bir günüm aşağı yukarı nasıl geçiyor konusuna değineyim. Sabah 7’de kalkıyoruz, Mike hazırlanıyor, kahvaltı hazırlıyoruz, bazen Mike’la, bazen sadece Ali’yle ben kahvaltı ediyoruz. Mike 8:15 gibi evden çıkıyor. Ali’yle 10’a kadar oyun oynuyoruz. Sonra o 1.5 saat uyuyor, ben o sırada genelde şirket işlerini hallediyorum (hemen hemen her gün muhasebeciyle mailleşme, banka hesabı sorunları vs.). Ali günde 2 kere uyuyor, ikinci uykusuna kadar (genelde saat 3 gibi) dışarı çıkıyoruz; genellikle parka. Ali uyurken ben işim varsa onu hallediyorum, yemek yapıyorum, işim yoksa boş zaman aktiviteleri yapıyorum (saçma diziler izlemek, Esra Erol izlemek ahhahaha). Sonra 5’e doğru uyanıyor, evde biraz daha oyun oynuyoruz ve 18-18:15 gibi Mike geliyor. Hep beraber yemek yiyoruz. Ya evde yapıyoruz, ya dışarıdan söylüyoruz ya da evin çok yakınında Nişantaşı Kantin’in ikizi var (resmen ikizi, kutuları bile aynı), oradan tatlış bir şeyler alıyoruz. 19:30 gibi Ali uyuyor, biz yeni espresso makinemiz Nespresso’yla kahve yapıp keyif yapıyoruz (her akşam 9’da uyuyakalıyorum ne keyfi ahahaha). Bir de bu hafta spora başladım – o Ali’yi yüzmeye götürmeyi istediğim yer, Ali de üye :D. Mike’ın evde olduğu zamanlarda gitmeye çalışıyorum. Hem eve, hem Londra’ya, hem de bu yeni hayatımıza biraz daha alıştıktan sonra,  ve havalar güzelleştikçe her şey daha keyifli olacak sanki. Eve iyice yerleşince fotoğraflar koyacağım.

Önümüzdeki günler evin eksiklerini gidermek, Ali’yi daha fazla dışarı çıkarmak (iyileşirse tabi) gibi isteklerim var. Pazartesi burada da tatil, İşçi Bayramı değil ama ‘Bank Holiday’ dedikleri, senede 4-5 Pazartesi tatilinden biri. Mike’la Guildford’a gidelim diyoruz.  Bir de Mayıs’ta Elif ve Mike’ın annesi gelecekler ziyarete. İki ziyaretçi için de çok mutlu ve heyecanlıyım. Elif’le ‘Operadaki Hayalet’e bilet aldık bile (hem de 30. yılıymış!). Mike’ın annesiyle de bir showa gitmek istiyoruz.

Şimdilik anlatacaklarım bu kadar. Öpüyorum!

Hyde Park

Babam, Mike, Ali Hyde Park’ta

 

Park, Ali ve saçları

Park, Ali ve saçları

 

Uçakta Ali'yi sadece ekmekle zaptedebildim

Uçakta Ali’yi sadece ekmekle zaptedebildim

 

İstanbul'dan bir kare

İstanbul’dan bir kare

 

Ali'yle ben son zamanlarda böyle yapışığız

Ali’yle ben son zamanlarda böyle yapışığız

 

Evin dışı

Evin dışı

 

Apartmanımızın girişi

Apartmanımızın girişi

 

IMG_1470

Ali'nin dağınıklığı ve salondan bir kaç kare

Ali’nin dağınıklığı ve salondan bir kaç kare

 

Evde ev sahibinin sevdiğim tek mobilyası

Evde ev sahibinin sevdiğim tek mobilyası