İngiltere’de paskalya, yeni yıl ve noel haricinde senede 3-4 “Bank holiday” denen ‘Pazartesi tatilleri’ oluyor. Biz tabi başta bunu bilmediğimiz için ilk tatil günümüzü heba etmiştik (Ali’yle ben İstanbul’a geldik, Mike bir sonraki haftaya 2 günlüğüne bilet almıştı ama aslında 4 gün kalabilirmiş vs.). Bu olaydan sonra gardımızı alarak Bank Holiday tarihlerini bir kenara not düştük.
28 Mayıs Pazartesi günü de işte bu tatillerden biriydi. Bu arada şunu not düşeyim; bizim seyahat etmediğimiz veya misafirimizin olmadığı çok az hafta sonumuz oldu İngiltere’de. O yüzden bir yerlere gidecek plan hiç yapamamıştık. Fırsat bu fırsat araba kiralayıp hem İngiltere’de daha önce gitmediğimiz, hem Ali’yle rahat edebileceğimiz, hem de -hem araba kullanma, hem de Ali’nin oto koltuğunda oturma sürelerine artık aşina olmamamızdan- çok uzak olmayan bir yere gidelim istedik. Voila!
Devon İngiltere’nin güney batısında bulunan bir bölge (yasaklı ansiklopedi wikipedia’ya göre bir kontluk). Londra’dan “kağıt üzerinde” 3.5 saat uzaklıkta, 2 Ulusal Parkı olan, Atlantik Okyanusu’nun uzantısı Bristol Kanalı’nın kıyısında bir yer burası.
Gitmeden önce bölge hakkında sadece bu kadar bilgimiz vardı, kalacak yer için Booking.com’dan tatlı bir “English Inn” seçtik. Cumartesi sabahı Ali’nin uyku saatine denk getirerek arabayla çıktık yola (11:00-11:30 civarı). Londra içi trafik yüzünden (Londra’dan çıkmamız neredeyse 2 saat sürdü!), kalacağımız yere vardığımızda saat 5 olmuştu bile. Araba yolculuğu fena geçmedi, Ali 2 saat uyudu, 2 saat yemek yedi, 2 saat de mızmızlandı :D. Neyseki uçaktan alışkınız, birimiz hemen yanına geçip oyalayacak bir şeyler bulduk yol boyunca. Yeri gelmişken sağdan direksiyonlu araba kullanmaktan da bahsedeyim. Sadece ilk 1-2 dakikasında kafanız karışıyor. Sonrasında otomatikleşiyor (tabi düz vites bir araba kiralasaydık her şey daha komplike olurdu). Sürekli kendinize ‘nereye dönersen dön yolunda solunda kal’ diye hatırlatıyorsunuz. Giderken de dönerken de yolun yarısında ben, yarısında Mike kullandı.

Kiralık arabamız ve Ali’nin yeni oto koltuğu
Otele vardığımız akşam otelin içerisinde bir pub vardı, orada Ali’ye akşam yemeği söyledik, o yedi, sonra biraz yeşilliklerde oynadıktan sonra 19:30’da yattı. Şansa Ali’nin monitörü odadan pub’a çekiyordu. O uyuduktan sonra biz yemek yedik, dinlendik, kitap okuduk vs.
İkinci gün sabahtan yola çıkarak bir çok yere gittik. Aşağıda fotolog olarak koyuyorum.
- Önce sörf sahili olarak bilinen Woolacombe‘a gittik. Hava 19 derece civarındaydı ve Cumartesi günü olduğu için çok kalabalıktı; çoluk çocuk, hayvanlar, yaşlılar, gençler. Neyseki biz sabah 9’da gittik, 1 saat sonra çıkarken park yeri bile kalmamıştı. Su soğuk olsa da herkes wet süitlerle suya atladı, küçücük çocuklar bile sörf yapıyorlardı. Ali de kendini buz gibi suya ata ata eğlendi baya :).

Woolacombe Beach

Surf plajı – Woolacombe
- Ordan çıkıp bölgenin ulusal parklarından Exmoor‘a gittik. Ulusal parklar geniş bir alana yayılmış yerler, genelde bir ana giriş / çıkış kapıları yok. Park içerisinde farklı rotalar var. Biz de biraz kafamıza göre, ama temelde su kenarında kalarak parkı gezdik. Park içerisinde ana yolalr var ama biz daha ‘ince’ yollardan geçmeyi tercih ettik. Bir kaç yerde durduk; bunlardan biri Lynmouth. Burada bir çok çocuk yengeç avlıyorlardı, ilginç bir sahili var. Yeme-içme, hediyelik eşya vs. ile tam bir şirin tatil kasabası.

Exmoor Ulusal Parkı

Exmoor Ulusal Parkı

Exmoor Ulusal Parkı’nda dar yollar

Ulusal Parkın içerisinde Lynmouth kasabası

Exmoor

Exmoor’da yol kenarı

Exmoor Ulusal Parkı
- Exmoor’dan sonra Mike’ın master zamanından beri (2011) gitmek istediği bir yere doğru yola çıktık; Clovelly. Burası sadece bir adam ait olan miniminnacık bir kasaba. Neden meşhur? Bu kasaba sahil kenarında dik bir yamaca kurulmuş. Eskiden sadece gemiyle gidiliyormuş, sonradan eşeklerin oluşturduğu bir patika çıkmış ortaya. Hala daha burada yaşayanlar kasabaya bir şey getirdiklerinde eşeklerle yük taşıyorlar. Etrafta ‘turistik’ eşekler de görüyorsunuz. 2.5 pounda aşağı kadar eşekle inebilir / çıkabilirsiniz. Bizce hoş bir yerdi ama o kadar da gidilip görülecek bir şey bulamadık. Bazı yerler için google images yeter deriz, bu da biraz öyle bir yer. He bir de inanılmaz med-cezir olan ve yengeçleri olan bu yerde güzel bir deniz mahsülü restoranı / atışrımacısı vs. bile yok. Neyse ki biz yürüyüş yapmayı seviyoruz, güzel bir yerde yürümüş olduk.

Clovelly patikası

Clovelly – tepe

Clovelly – denize inen patika

Meşhur Clovelly eşekleri

Gelgit sonrası her şey ‘karaya’ oturmuş, normalde su siyah iz civarında




Clovelly – şelale

Şelalenin arkasından

Clovelly yokuşunu çıkarken aile resmimiz
Son gün sabah otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra Londra trafiğine kalmamak için yine Ali’nin uyku saatine denk gelecek şekilde yola çıktık. Bu sefer yol daha kısa sürdü, öğleden sonra 3 gibi evdeydik. Arabayı 7’de teslim edeceğiz diye bir de büyük market alışverişi sıkıştırdık araya.
İşte bu da böyle kısa bir hafta sonu tatili oldu. Devon bölgesine bir daha gider miyiz bilmiyorum ama gidersek sanırım vaktimizin çoğunu Exmoor Ulusal Parkı’na ayırırız bence. Gidecek olanlara da tavsiye ederiz!