Benim annem reklamcı, daha doğrusu medyacı. Annemin ne kadar mükemmel olduğu başka bir postun konusu ama bu mükemmelliğin bir parçası bu postun. Annem her ay bana dergi getirir. Ben dergilere para vermem yani. Takdir edersiniz ki bu da baya mükemmel bir durum.
Kasım ayı National Geographic’i de vardı bu dergi “pile”ı içerisinde. Ben de öyle bakarken gördüm ki bir fotoğraf yarışması var. Yarışmada 4 kategori var ve toplamda en fazla 6 fotoğrafla katılabiliyorsunuz. Bu kategoriler; insan, doğa, gece ve şehir. Ben de bir bakayım bu kategorilere uyan fotoğraflarım var mı dedim ve son 2 sene çektiğim tüm fotoğraflara tek tek baktım. Ve sonunda 6 fotoğraf seçebildim.
2011 Eylül’ünde İngiltere’de masterımı bitirdim, sonra 3 ay Londra’da yaşadım. Sonra Mike’la önce Güney Amerika’ya gittik, sonra da Nepal ve Çin’e. Yani 2012 süper, hüper, bol güneşli ve bol gezmeli (yani çok özgür) bir seneydi. Gezmelerimiz esnasında bir çok fotoğraf çektim ama ben profesyonel / profesyonel olmak isteyen bir fotoğrafçı değilim. Ben unutmamak için fotoğraf çekerim ve kameramı bu amaç için hunharca kullanırım (kameramı açsanız içinde kum, çamur, kar, tuzlu su vs bulursunuz).
İşte bu kameradan çıkan fotoğraflardan seçtim 6 tane. Bugün gönderdim hepsini. Yarışma 30 Kasım’da sonlanıyor. Valla öylesine söylemiyorum ama hiç ümidim yok. Sadece iş ve ev arasında giden bu klasik hayatımda bir spark istedim. Sinemaya gitmekten farkı yok yani.