Herkese merhaba!

Dün yine sıkıntıdan ölme anı yaşarken eski emaillerime bakmaya başladım ve bir şey fark ettim. Fromezgi.com’dan önce email yazıyordum, herkese email gönderiyordum. Fark ettiğim şey şu oldu; hemen hemen herkes bir cümle de olsa geri bir şeyler yazmış. Facebook likelarından çok daha kişiselmiş yani. Bunu geri istiyorum sanırım.

Çoğunuzun bildiği gibi Şubat ve Mart aylarının büyük bir kısmını İstanbul’da geçirerek Michigan’ın korkunç kışının bir kısmını atlatmayı başardım. Şimdi havalar azcık minicik ısınmaya başladı, arada güneşli günler oluyor vs.

Şubat ve Mart aylarında Çin ve Hindistan’a gittik, iki düğünümüz vardı :). İkisi de çok güzeldi. Aslında çok istedim uzun uzun Hint ve Çin düğünlerini, geleneklerini, yediklerimizi, gördüklerimizi yazmak ama inanın çok ama çok üşeniyorum. Zaten bir kısmınıza yüz yüze anlattım, anlatamadıklarım da Facebook’a bakabilirse fotoğrafların altında anlatmaya çalıştım.

Grand Rapids’e geleli 20 gün olmuş daha. Biraz legal gelişmelerden bahsedeyim; Green cardımı aldım, ama şu an pasaportumun içerisinde bir vize gibi oturuyor. 2-3 ay içerisinde gerçek bir “yeşil kart” gönderecekler. Heyecanlanmıştım iş bakabilirim artık diye ama iş green cardla bitmiyormuş. Sosyal güvenlik numarasına ihtiyacım var. O da bir kaç komplikasyon sonucunda elime anca 8 hafta içerisinde geçebilecek.

O zamana kadar neler yapmayı planlıyorum derseniz… EdX’ten derslere devam (2 senelik Çin kültürü dersimden mezun oldum!), haftada 4 gün pilates + barre derslerine devam, kitap okumaya devam, yemek yapmaya çalışmaya devam. Çılgın Bediş’ten sonra düştüğüm dizi boşluğu için önerilerinize açığım :D. Mike’la House of Cards ve Breaking Bad izliyoruz, önümüzdeki günlerde bu ikisine Mad Men ve Game of Thrones da eklenecek. Onun haricinde Aşk Yeniden izliyorum :D ve evi temizlerken Paramparça (evet anne son iki bölümü izledim :) ). Var mı önerileriniz?

Geçen hafta Paskalya’ydı. Pazar sabahı Mike’ın annesi, Michelle, Nick, Mike, ben kiliseye gittik. İstanbul’da Mike’ın bayram namazlarına gidişlerine böyle cevap veriyorum :). Şaka bir yana, kilisedeki o bir saat o kadar garip geliyor ki, insanların doğuştan bir şeylere inanmaya başlamaları, sorgulamamaları, dinin hayatımızda kapladığı yer vs gibi düşüncelere dalıyorum. Bu arada onlar şarkılar söylüyor, arada bir dizlerinin üzerinde oturuyorlar, sonlara doğru papaza doğru gidip ekmek ve şarap alıyorlar. Ben o zamanlarda oturuyorum yerimde. Ama ilginç yani. Çocuğunuza hangi dini öğreteceksiniz gibi sorular çok soruluyor bize. Her şeyi öğrenirler ileride kendileri karar verirler diyoruz. Öyle de zaten. Çocuk doğunca kulağına ezan okumak, sünnet (ortak nokta!), vaftiz, ramazan, noel, vs vs. hepsi olsun önemli değil. Hem gerçekten din diye bir şey varsa çocuğu garantiye almış oluruz (double points) :D:D

Sonra oradan çıkıp Mike’ın annesinin evine gittik. Michelle’in çocukları da geldi Ryan’la. Sonra bahçede yumurta aradık. Her bir yumurtadan şekerler çıktı ben hepsini yedim. Bu arada Cadburry’nin paskalya yumurtası çikolotası çok çok çok güzel ve geçen gün radyoda dinliyordum sadece paskalyada çıkarıyorlar, o yüzden markete gidip 30 tane aldım. Her gün en az 2 tane yiyorum, eğer biteceklerine üzülmesem hepsini bir günde bitirebilirim. (Bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Cadbury_Creme_Egg) . Yumurta aradıktan sonra yemek yedik ve eve geldik. Bu hafta başladı, biraz sıkıcı geçti, sosyal güvenlik numarasında çıkan sorun, sağanak yağış vs. biraz kısıtladı beni. Ama haftasonu hava çok güzel olacak, çok mutluyum :).

Bu hafta Paskalya sebebiyle ertelenen bir ligimiz var. Dodgeball yani yakartop ligi! Bizim bildiğimiz yakartoptan farkı şu; bunu trambolinlerin üzerinde oynuyoruz. Yani zıplıyorsun düşüyorsun vs. 2 takım (her takım 10 kişiden oluşuor ve her takımda en az 3 kız olmak zorunda) karşılıklı, herkesin kendi sahası var, ortadaki çizgiyi geçemiyorsun. Her takım 3 topla başlıyor, ve tahmin edeceğiniz gibi diğer takımdakileri topla vurmaya çalışıyorsun. Eğer vurulursan oyundan çıkıyorsun, eğer topu hiç bir yerden sekmeden havada yakalarsan öbür takımda sana topu atan oyundan çıkıyor, senin takımından da daha önce çıkmış biri oyuna girebiliyor. Son oyuncu da yanana kadar oynanıyor. Her pazartesi 1 saat sürüyor. Ortalama 15 set sığıyor o bir saate. Lig toplam 8 haftadan oluşuyor, 4’ü geçti. Biz ligin en kötü takımıyız :D, hep yenildik ama umutluyuz. Diğer takımların bu 3. senesiymiş, belki biz de zamanla daha iyi oluruz (hiç iyi olamadılar..).

Onun dışında… Pickle’ın alerjisi geri geldi. Kortizon ve antibiyotik kullanıyor ve yakalık takıyor :(. Bi de diyette. Çok mutsuz çok (Fotoğrafı diyet öncesi).

​​​

Frederik Meijer Bahçeleri diye bir yer var, oraya gidip kelebeklerin doğuşlarını izledik. Londra’da hayvanat bahçesinde girmiştim ilk defa bir kelebek odasına, bu ikinci oldu. Yine çok güzeldi. Sıcacık tropikal bir iklim, bir sürü kelebek.. Frederik Meijer Bahçeleri’nde aynı zamanda heykeller sergileniyor. Mesela Leonardo Da Vinci’nin dev at hayalini yapmış bir heykeltıraş (Leonardo’nun ömrü yetmemiş bu projeye).

Böyle işte. Sizin bu kadar boş vaktiniz olsaydı neler yapmak isterdiniz?

Şimdi başta bahsettiğim, fromezgi yerine email atma sebebim dolayısıyla hepinizden kısacık da olsa bir cümle beklediğimi belirterek bu yazıya son veriyorum. Bcc yaptım ki “reply all” sorunu yaşamayalım :) Bir de bu emailleri almak istemiyorsanız söyleyin lütfen, valla üzülmem!

Iphone kullananlar son update’i yapın ki yeni ve ırkçı olmayan emojilerle snapchatte bolca eğlenelim!

Öpüyorum,

Ezo

Rastgele fotoğraflar:

Spor arkadaşım Mary. 72 yaşında ama sınıfın en fiti.

Yağmur sonrası, evin etrafı.

Mike, Mike’ın arkadaşı Vikas, ben. En sevdiğimiz yerlerden biri; HopCat.

Ellia Koton Minnie koleksiyonuyla

Mike’ın babası ilk kemoterapisini gördü (bilmeyenler için lenfoma). Kızlara ben baktım; Ellia ve Sophia.

—–