Alfie Kohn’un bu kitabını ben İngilizce okudum. Türkçe çevirisi ‘Koşulsuz Ebeveynlik’ (Görünmez Adam yayınları, çevirmen Yiğit Ataman). Aynı yazarın ‘Ödüllerle Cezalandırılmak’ kitabı da Türkçeye çevrilmiş.
Alfie Kohn’un 2 çocuğu var ve kitabında da görüleceği üzere günlük olayları kendi hayatından incelemiş bir yazar. Bu yüzden de aslında okuyucuyu kendisini eleştirmeye ve kullandıkları metodları sorgulamaya davet ediyor. Kitapta birçok bilimsel araştırmaya yer veriyor ve bu araştırma konularını kendi hayatından verdiği örneklerle pratikleştiriyor.
Yine pozitif disiplinin temel duruşundan bahsetmeden kitaba giriş yapmak olmaz. Kitap tüm meseleye çocukların gözünden bakmamızı sağlıyor, zaten tam da bunu okumak benim ufkumu açmıştı. ‘Çocuklar bizi nasıl dinler’ den ziyade; “Çocuklar neye gereksinim duyar ve bu gereksinimleri nasıl karşılarız?” sorularını soruyor.
Kitaptaki cümlelerden biri şöyle “No matter what you do, I will never stop loving you.” (ne yaparsan yap seni sevmeyi asla bırakmayacağım). Çocukların en büyük gereksiniminin koşulsuz sevilmek olduğu kitabın ana fikri. Çocuğun temel gereksinimi olan ‘koşulsuz sevilmek’, çocuğun yaptığı şeylerden bağımsız olarak, yani sizi üzse, kardeşine vursa, herhangi bir şeyde yetersiz kalsa veya başarısız olsa bile anne babası tarafından olduğu gibi kabul edileceğini bilmesidir. Alfie Kohn’un bu kitabı hariç bir çok yerde de karşımıza aynı fikir çıkıyor. Araştırmalara göre çocuğun çocukluğunda, büyürken bu temel gereksiniminin karşılanması, gelecekte çocuğun daha sağlam bir karakter olmasını sağlıyor.
Alfie Kohn şunu söylüyor; Çocuklara herhangi bir ödül ya da ceza vererek çocukları sevgimize layık olmak icin bir şeyleri yapmak ya da yapmamak zorunda bıraktırıyoruz. Genel olarak düşündüğümüzde, etrafımızda gördüğümüz, koşullu bir takım kurallar. Burada Alfie Kohn sadece cezalardan bahsetmiyor, ödüllerin de çocuklara yanlış mesaj verebileceğinden bahsediyor. ‘Ancak bizi memnun edersen veya etkilersen sevgi görürsün’. Bu mesajı biz ebeveynler farkında olarak vermeyiz tabi ki, günlük hayatımızda doğal yollardan gelişir her şey, ve çocuğun zihninde oluşan izlenim tamı tamına bu koşullu sevgi olur. Bunun yanı sıra yazar, çocuğu yaptığı bir şeyden dolayı ne kadar ödüllendirirsek çocuğun o ödülü almak için yaptığı şeye ilgisinin o derece azalacağını söylüyor. Bu yüzden çocuğa bu mesajları vermemek için ekstra dikkat etmemiz gerektiğinden bahsediyor.
Ödülün yanı sıra modern dünyada time-out olarak bildiğimiz mola uygulaması da Alfie Kohn’un önermediği bir yöntem. Time outlar, pozitif uygulama yolları, bir şeylerin doğal sonuçlarına çocuğu maruz bırakmak gibi teknikler de koşulsuz ebeveynlik kavramına ters düşen şeyler. Burada da inceleyeceğimiz diğer kitaplarda olduğu gibi yazar şöyle bir görüşe sahip: çocuğumuz bizim sevmediğimiz, onaylamadığımız bir şekilde davranıyorsa, burada sormamız gereken bu davranışı nasıl durdurabileceğimizden ziyade, ‘burada aslında ne oluyor’ sorusudur. Geniş resmi görmeye çalışmalıyız.
Örneklere bakacak olursak, benim en ilgimi çekenlerden biri şu; yazarın o zamanlar 4 yaşında olan kızı Abigail, erkek kardeşinin doğumundan sonra öfke nöbetleri geçirmeye başlıyor. Bu durumda geleneksel yöntemler büyük fotoğrafa bakmadan direkt çocuğun öfke nöbetlerine odaklanmayı gerektiriyor. ‘Aman ilgi göstermeliyim, düzelir’ ya da ‘televizyon izlemek yasak sana’ gibi cümleler kolaylıkla anne babaların ağzından çıkabiliyor bu tip durumlarda. Kohn ise kitabında doğru yolun Abigail’e daha da ilgi göstermek oldugunu (mesela annenin yatmadan önce, acele etmeden bir hikaye anlatması, çocuğa normalden daha uzun vakit ayırması vs.) söylüyor. Bu yolla aslında çocuğa öfke nöbetleri geçirten asıl durum çözülmeye çalışılıyor. Çocuk öfkesini gösterdiğinde koşullu sevilmek değil, tam tersi daha da sevildiğini, kabullendiğini anlıyor ve çocuğun düşünce yapısı ‘kardeşim geldi ama annem babam beni hala seviyorlar’ olarak değişiyor.
Alfie Kohn kitabında şunu da söylüyor; ‘when our children are at their very worst that they need us the most’ (çocuklarımız en kötü halleri bize en ihtiyaç duydukları anlar). Koşulsuz ebeveynlik kitabı davranışları duyguların dışa vurumu olarak yorumluyor. Ve eğer çocuğun kötü davranışını cezalandırmayı seçersek çocuklara onları sevmediğimiz ya da kabullenemediğimiz hissi geçtiğinden, çocukların duygularını saklar hale gelmesiyle konuların daha çözülmez bir sekilde derinlere itileceğini anlatıyor.
Alfie Kohn çocuklarımızın kontrolünü ödül, ceza ya da rüşvet gibi yollardan sağlamaktansa, çocuklarımızla beraber çalışarak hem daha az yıpranacağımızı hem de daha az yıpratacağımızı söylüyor (shifting from “doing to” to “working with” parenting). Kitapta pratik diğer bilgilere bakacak olursak:
**İsteklerinizi gözden geçirin- **Ebeveyn olarak örneğin yemek yemeyen çocuk icin ‘onu nasıl yedirebilirim’den ziyade çocuğun ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak gerekir. Çocuk öncesinde bir şey mi yedi? Bu yemeği sevmiyor mu? Önce biraz oynasa bana bir zararı yok ki, gibi gibi düşünerek ebeveyn olarak kendi isteklerinizi bir kez gözden geçirerek çocuğu duymaya çalışmak daha doğru. Gerçekten çocuğun söylediğinizi yapması gerekli mi? Çocuk giyinmek istemiyor diyelim, uzerindeki ile gelse ne olur?
Daha az konuş daha çok sor – Yani daha az varsayım daha çok anlama. Çocuğumuzun bazı şeyleri neden yapıp yapmadığını anlamak için çocuklarımızı daha çok dinlememiz gerektiğini öğütlüyor. Burada tabi ki 2-3 yaşındaki çocuğun karşısına oturup neyin var demekten bahsetmiyor. Ancak bazen günlük hayatın akışında çocuklarımızın bazı isteklerini görmezden gelebiliyoruz. Örneğin arabayla bi yere gideceğiz ve çocuk asla araba koltuğuna oturmak istemiyor, ağlıyor bağırıyor çağırıyor. Çoğunlukla geç kaldığımız fikriyle ‘otur sana bisküvini, iPadi vericem’ gibi şeyler söylüyoruz. Aslında bir an durup çocuğu dinlesek bazen (evet her zaman değil) çocuğun derdinin oturmadan önce yere düşen oyuncağını almak istemesi olduğunu görebiliyoruz. Ve çözüm aslında düşündüğümüzden çok daha çabuk oluyor. Yazar çocuklarla yaşanılan sorunlarda ‘sana nasıl yardım edebilirim’in çok işe yarayan bir soru olduğunu söylüyor. Kitapta soru sormayla ilgili bir diğer örnek de şuydu: başka bir çocuğa vuran çocuğunuza time-out cezası vermektense, ona şu basit cümleyi kurabilir ‘sanırım çok canı acıdı, çok ağlıyor.’ ve şu soruyu sorabilirsiniz ‘kendini iyi hissetmesi için ne yapabilirsin?’. Ve yazar bu tip durumlarda konuşma yaşında olmayan çocukların bile dinleyip anladığını belirtmiş.
Hiçbir zaman çocuğun iyi niyetinden şüphe duymayın, yaşının getirdiği faktörlere de odaklanın. Çocuğunuz neden sizi üzmeye çalışsın ki? Bir şeye çok sinirlendiniz diyelim, çocuğun gözünden bakın. Neden böyle bir şey yaptığını görme şansınız olacak. Mesela belli yaşa kadar çocuklar neden uzun akşam yemeklerinde masada kalmak zorunda olduklarını anlamazlar. Burada çocuğa kızmanın bir anlamı yoktur çünkü masadan kötü bir niyetle kalkmamıştır. Ya da mesela 2 yaşındaki bir çocuk duvarı boyuyorsa yaklaşım şu olmalıdır: ‘şöyle anlıyorum, duvarı boyamak çok keyifli geliyor sana çünkü kocaman, ama duvarlar boyamak için değil, bunun için boyama kitapların var. Ama duvarlarda resimlerin olsun istiyorsan boyamalarını duvara asabiliriz ister misin?’. Çünkü 2 yaşındaki çocuk neden duvarları oynamaması gerektiğini bilmiyordur ama onu anladığınızı görmesi ve duvar yerine nereyi boyayabileceğine rehberlik etmeniz öğrenmesine yardımcı olacaktır.
Bunların yanı sıra yazar kitabında şu konulara da detaylı değinmiş:
- Mümkün olduğunca evet demeye çalışın ki hayırlarınız anlamlı olsun. İngilizcede meşhur söylem vardır ‘Pick your battles’; yani her cephede savaşmayın.
- Çocuklarınızdan özür dileyin. Siz de yanlış yapabilirsiniz.
- Esnek olun. Her durum ve çocuk farklıdır, Her şeyi içinde bulunduğu bağlamda değerlendirin.
- Mümkün olduğunca seçimi cocuklara bırakın. Çocuklar doğru karar vermeyi karar vere vere öğrenirler.
Ben bu öğrendiklerimi günlük hayatımda uyguluyorum, hep hatırlamaya çalışıyorum. Geçen gün Mike’la markete gittik, Ali yoğurt istedi. Mike dinlemeden direkt hayır dedi. Çaktırmadan sordum, ‘her istediğini alabileceğini düşünsün istemiyorum’ dedi. Ama yoğurt istiyor, çikolata degil ki. ‘O gercekten sevdiği, her gün yediği ve şu an evde bitmiş almamız gereken bir şey’ dedim. Eşimin suratından anladığım hiç oğlumuzu dinlemediğini fark etmesi oldu, sanki bir aydınlanma yaşadı. Gidip o sırada köşede ağlayan Ali’den özür diledi ve beraber yoğurdu seçmeye gittiler. Çoğunlukla çocuklarla olan tartışmalarımız onları dinlersek hiç tartışma boyutuna gelmeyecek şeyler oluyor. Sadece düşünce yapımızı resetlemek zorundayız.
Benim kitapla ilgili sevdiğim temel şeylerden biri ebeveynleri düşünmeye itmesi. Kitabı okuduktan sonra ebeveynlerin kendilerini değerlendirmeye teşvik etmesi, ebeveynlerin de özür dileyebileceğini ve çocukla ilişkinin ilerlemesi için ebeveynlerin esnek olmak zorunda olduğunu göstermesi benim için en aydınlatıcı şeyler oldu.
Çocuğunu duy, onu dinle, onunla konuş ve ne olursa olsun çocuğunun sevildiğini bildiğinden emin ol.